2026’da yapay zekâ çarşıyı karıştıracak
2026’da yapay zekâ çarşıyı karıştıracak
Bunu mecazi anlamda söylemiyorum. Okuduğum raporlar aklıma iki anımı getirdi.
Birincisi, yakın zamanda yapay zekâ kullanarak müşteri deneyimi merkezlerinin performansının nasıl artırılacağı ile ilgili bir sunumdan kalmaydı. Salesforce Gelişen Pazarlar Başkan Yardımcısı Sinan Erkiner, Swissotel’deki 13. Innovation Day etkinliğinde “Artık yapay zekâyı deneyimlemiyoruz; insanların ve yapay zekâ ajanlarının yan yana çalıştığı yeni bir çağa giriyoruz. Agentic Enterprise, akıllı iş yapış biçiminin bir sonraki evrimi; burada yapay zekâ yalnızca çalışanlara yardımcı olmuyor, tüm organizasyonu dönüştürüyor. Türkiye, bölgenin en dinamik ve yeniliğe en hızlı uyum sağlayan pazarlarından biri. Şirketler ölçülebilir sonuçlar yaratan yenilikleri benimsemekte çok istekli. Artık Türk kurumlarının ajantik yapay zekâyı pilot aşamalardan çıkararak ölçeklenebilir, gerçek iş sonuçları üreten bir şekilde uyguladığını görüyoruz. Bu dönüşüm, müşteriyle etkileşimden çalışan verimliliğine kadar işin her alanında fark yaratıyor.” dedikten sonra agentic enterpise ve agentforce konusunda anlattıklarıydı. Yanılmıyorsam arşivime bültenden kopyalamışım, şöyle:
“Agentic Enterprise yaklaşımında yapay zekâ ajanları yalnızca bireyleri ve ekipleri değil, tüm işletmeyi destekliyor. Ajanlar hem iç hem dış süreçlere kesintisiz şekilde entegre olarak, daha önce hayal edilemeyen yeni yetkinlikler, gelir modelleri ve çalışma biçimlerinin kapısını aralıyor.
Agentforce sayesinde Salesforce müşterileri, milyonlarca dolar yatırım yapmadan veya sıfırdan sistem kurmadan agentic dönüşüm yolculuğuna çıkabiliyor. Salesforce, yüzlerce sektör ve kullanım senaryosu için güvenli, denetlenebilir ve kurumlara özel yapay zekâ ajanlarını önceden oluşturdu.
Kuruluşlar, kendi iş akışları, politikaları ve kurumsal mantığına dayanan ajanlara ihtiyaç duyuyor. Salesforce’un birleşik platform mimarisi, her ajan eyleminin izlenebilir, açıklanabilir ve güvenilir şekilde yönetilmesini sağlıyor.”
Bu inovatif yaklaşımın parasal boyutunu da aktarayım. Salesforce, IDC (International Data Corporation) iş birliğiyle hazırlanan “Voice of the CEO on Digital Labor” başlıklı yeni küresel araştırmaya göre, otonom yapay zekâ teknolojileri kurumların çalışma biçimlerini yeniden şekillendiriyor ve küresel ekonomiye büyük bir ivme kazandırıyor. Araştırma, dijital iş gücü teknolojilerinin 2030 yılına kadar 13 trilyon dolarlık ekonomik etki yaratacağını ve yapay zekâya yatırılan her 1 doların küresel ekonomiye 4,60 dolar değer kattığını ortaya koyuyor. Rakamlar çarpıcı.
Yapay zekâ ajanlarının kullanılması ile ilgili bir örnek, insan ajanlarıyla 500 bin kişiye ulaşabilen bir müşteri deneyimi merkezinin yüzde 10’luk pozitif dönüş sağlama matematiğine dayanıyor. Yapay zekâ ajanları ile bu iletişim sayısının 5 milyona çıkarıldığı bir örnekte, aynı dönüş oranı sağlandığında, insanla ulaşılabilen pozitif sonuca ya da dönüşüme (conversion), bu konuda hiçbir performans artışına gerek olmadan ulaşılabiliyor. Sonucu varın siz düşünün.
İkinci anım ise, Cyberwise Genel Müdür ve Yönetim Kurulu Üyesi Aret Kıllıoğlu ile tanışmak için buluşmamıza ait. Birbirimizi daha önce tanımamamıza karşın tam bir kan uyuşması gerçekleşti ve sipariş vermeyi unuttuk. Sonrasında garsonun bir şey diyelim diye bizi takip ettiğini anlayınca menu sorduk. Garson, masadaki QR kodu gösterdi ve bu bir beş dakika boyunca daha beklemesine neden oldu çünkü bu seferde bir siber güvenlik açığı üzerine analiz ve espriler yapmaya başladık. Masalara yapıştırılan bu QR kodların üzerine yapıştırılan bir sticker ile müşterinin hacklenmesi mümkün olabilir miydi? O günkü sohbetten sonra Kıllıoğlu’nu siber güvenliğin davranışsal boyutu konusunda tek geçiyorum. O zaman gülmüştük ama Adjust’ın QR kodları ile ilgili raporunu okuyunca gülmekten fazlasını düşünmek gerektiğine inanmaya başladım.
Adjust “2025 yılında her 10 kullanıcıdan 9’u haftada en az bir kez QR kodlarla etkileşime giriyor. Bu artan ilgiyi fark eden pazarlamacıların yüzde 93’ü geçtiğimiz yıl QR kod kullanımını artırdı, yüzde 86’sı ise bu yatırımı daha da büyütmeyi planlıyor. Bu yükselişi besleyen en önemli faktör ise performans. QR kodlar, genellikle kullanıcının kendi isteğiyle, bağlama uygun bir çağrıyla tarandığı için yüksek etkileşim sağlıyor. Ortalama yüzde 37’lik tıklama oranıyla, QR kod kampanyaları geleneksel dijital reklamlardan dört kata kadar daha etkili olabiliyor.” tespitini yapıyor. Farklı alanlarda yaratılan fayda ile ilgili tespitler ise, bu trendin yükseleceğinin göstergesi.
Göremediğimiz QR kodu kullanmaya bayılıyoruz
Göremediğimiz QR kodu kullanmaya bayılıyoruz dememin nedeni, bunun aslında veri ile aramıza yeni bir katman eklemesi. Bunun en kolay anlaşılır örneği, kurumsal toplantılarda yaka kartlarının arkasına program yerine programın bulunduğu internet sayfasına erişmemizi sağlayan bir QR kodun bulunması. Bu, normalden bakarak anlayacağımız yazının yerini alıyor ve programdaki değişikliklerin dinamik olarak dokümana aktarılmasını sağlıyor. Bu durum yine de program akışına ulaşmak için cep telefonumuzun kamerasını kullanma zorunluluğunun eklendiği bir dünyaya adım attığımız gerçeğini değiştirmiyor.
Buna karşın QR kod kullanmaya bayılıyoruz çünkü kişiselleştirilmiş bir deneyime olanak sağlıyor ve fiziksel olarak kağıda basılan şeyler yerine dijital dünyadaki verinin esnekliğinden faydalanmamızı sağlıyor. Adjust’ın farklı sektörler için QR’ın yarattığı faydaları incelediği bölüm, buradaki insan ilgisinin nedenlerini anlamamızı sağlıyor.
E-Ticaret ve Perakende: E-ticaret ve perakende sektörlerinde QR kodlar, ürün ambalajları, fişler ve promosyon materyallerinde sıkça kullanılıyor. Bu kodlar, müşterileri yeniden sipariş vermeye, ürün incelemeleri yapmaya veya sadakat programlarına katılmaya yönlendiriyor. Ayrıca, bazı markalar QR kodları aracılığıyla ürünün sürdürülebilirlik bilgilerini ve tedarik zinciri detaylarını da şeffaf şekilde sunuyor.
Oyun: Oyun sektöründe QR kodlar, oyuncuları oyun içi ödüllerle buluşturmak ve çapraz platform kampanyalarını desteklemek için kullanılıyor. Oyuncular, bu kodları tarayarak özel içeriklerin kilidini açabiliyor, arkadaşlarını davet edebiliyor ya da canlı yayın ve etkinlikler sırasında sunulan ayrıcalıklara erişebiliyor.
Fintech ve Ödemeler: Fintech ve ödeme sektöründe QR kodları, uygulama kayıtları, ödeme doğrulamaları, para transferleri, referans takibi ve ödül kullanımı gibi kritik işlemleri kolaylaştırıyor. En büyük avantajları ise, işlemler sırasında yaşanan aksaklıkları azaltarak hem çevrimiçi hem de çevrimdışı ortamlarda mobil odaklı kullanıcı deneyimlerini desteklemeleri.
Eğlence ve Bağlantılı TV (CTV): Eğlence ve bağlantılı televizyon alanında QR kodları, izleyicilerin ikinci ekran deneyimini artırmak için giderek yaygınlaşıyor. Dizilerde, reklamlarda veya fragmanlarda yer alan QR kodlar sayesinde kullanıcılar uygulama indiriyor, özel tekliflere ulaşabiliyor ya da ekstra içeriklere erişebiliyor. Böylece pasif izleme, ölçülebilir ve etkileşimli bir mobil deneyime dönüşüyor.
Kişiselleştirme ve insan davranışları
Yapay zekâ ve özellikle yapay zekâ ajanlarının kullanımının artmasıyla göremediğimiz unsurların tüketici deneyimindeki rolü artacak ve bizler her ne kadar risklerinden şikayet etsek de, göremediğimiz ve okuyamadığımız QR kodu kullanmaya ısındığımız gibi kişiselleştirme sağlayan bu araçlara ısınacağız. 2026’da çarşının karışacağı kehanetine ulaşmamı sağlayan da bu oluyor.
Bunu düşünmemi sağlayan da Trend Micro’nun 2026 Güvenlik Öngörüleri Raporu.
2026’nın siber suçların tamamen endüstriyelleştiği bir yıl olacağını öngören Trend Micro, raporda 2026’nın yapay zekâ (AI) ve otomasyonun, siber saldırganların keşiften fidyeye kadar tüm saldırı süreçlerini tamamen otonom şekilde yürütmesine olanak tanıdığına ve kurumlar için eşi görülmemiş bir hız, ölçek ve karmaşıklık ortaya çıkardığına işaret ediyor.
Rapora dayandığı için belirli olguları bültenden aktarıyorum:
Trend Micro Siber Suç Araştırmaları Direktörü Robert McArdle, “2026, siber suçların bir hizmet sektörü olmaktan çıkıp tamamen otomasyona geçtiği yıl olarak hatırlanacak. Yapay zekâ ajanlarının hiçbir insan müdahalesi olmadan güvenlik açıklarını bulacağı, kötüye kullanacağı ve paraya dönüştüreceği bir döneme giriyoruz. Savunma ekiplerinin karşılaştığı zorluk artık sadece saldırıları tespit etmek değil; tehditlerin makine hızında gelişen temposuna ayak uydurmak” diyor.
Üretken yapay zekâ (GenAI) ve otonom sistemlerin siber suç ekonomisini nasıl dönüştürdüğüne odaklanan raporda, gerçek zamanlı uyum sağlayan otonom sızma süreçleri, sürekli kendi kodunu yeniden yazan polimorfik zararlı yazılımlar ve deepfake tabanlı sosyal mühendisliğin, saldırganlar için standart araçlar hâline geleceğine işaret ediliyor.
Başka bir ayrıntıya köprü olması için bültenden bir bölümü daha paylaşmak istiyorum:
“Aynı zamanda otomasyon; sentetik kodlar, zehirlenmiş yapay zekâ modelleri ve meşru iş akışlarının içine gizlenmiş hatalı modüllerle işletmeleri adeta boğarak inovasyon ile istismar arasındaki çizgiyi daha da bulanıklaştıracak.
2026’da hibrit bulut ortamları, yazılım tedarik zincirleri ve yapay zekâ altyapılarının birincil hedefler olması bekleniyor. Zehirlenmiş açık kaynak paketleri, kötü amaçlı konteyner imajları ve aşırı izinlere sahip bulut kimlikleri yaygın saldırı vektörlerine dönüşecek. Buna paralel olarak devlet destekli grupların, kuantum bilişimin ilerlemesi karşısında casusluk faaliyetlerini geleceğe karşı korumak için “şimdi topla, sonra şifre çöz” stratejilerini daha fazla benimsemesi öngörülüyor.
Fidye yazılımları, artık kendini yönetebilen bir yapay zekâ ekosistemine dönüşüyor ve kurbanları belirleyen, güvenlik açıklarını kötüye kullanan ve hatta otomatik “şantaj botları” aracılığıyla hedeflerle pazarlık yapan bir yapı hâline geliyor. Trend Micro tehdit araştırmacıları, bu kampanyaların yalnızca şifrelemeyle değil veriye dayalı olarak çok daha hızlı, izlenmesi zor ve kalıcı olacağını öngörüyor.”
Buraya Revotas’ın müşteri deneyimi platformunu eklemek istiyorum. Çözüm, “Customer Experience Platform, e-posta kanalında uçtan uca kişiselleştirilmiş müşteri deneyimi tasarlamayı sağlayan bir pazarlama teknolojisidir, omnichannel verileri tek çatı altında toplayarak segmentasyon, otomasyon ve ölçümlemeyi birleştirir. E-ticarette sepet terk oranlarının yüksek olduğu dönemlerde, davranışa dayalı tetiklemelerle kayıp geliri geri kazanmayı kolaylaştırır. Kural tabanlı akışlar, yapay zeka önerileri ve gerçek zamanlı raporlamayla hem satış hunisini hem de CLV’yi büyütür. Tekrarlı işler otomatikleşir, ekipler stratejiye odaklanır.” şeklinde tanımlanıyor ve devamında “Müşteri deneyimi platformları (CXP), web, uygulama, mağaza ve destek gibi temas noktalarındaki veriyi tekilleştirerek bütünleşik bir yolculuk oluşturur. Bu mimaride email, düşük gönderim maliyeti ve yüksek ulaşılabilirliği sayesinde merkezi bir rol üstlenir. Literatürde e-postanın pazarlamada en yüksek ROI üreten kanallardan biri olduğu kabul görür; düzenli A/B testleri, gönderim zamanı optimizasyonu ve içerik kişiselleştirmesi ile kârlılık istikrarlı biçimde yükselir.” şeklinde ayrıntılandırılıyor.
Olası senaryoların etkilerine baktığımızda etkileyici rakamlarla karşılaşıyoruz. Sepet terk akışı yüzde 10-20 geri kazanım, hoş geldiniz servisinde yüzde 20-35 daha yüksek ilk alışveriş olasılığı, kişiselleştirme ile çift haneli açılma/tıklama artışı ve STO/zaman optimizasyonu konusunda yüzde 5-12 ekstra tıklama beklentileri ifade ediliyor. Revotas’ın sitesinde farklı vaka örnekleri için tanıdık şirketler bazında yaratılan sonuçlar listeleniyor ama ben buna girmeden daha iyi sonuçların da söz konusu olduğunu söylemekle yetineceğim.
İşte 2026’da hepimiz böyle büyük bir çarşıda (entelektüelseniz marketplace deyin) kandırılmadan yaşamak zorunda olacağız. Bunu yaparken de QR kodlar gibi anlamadığımız ama hayatımızı kolaylaştırdığı için kullandığımız ve şirketlerin kullandığı yeni araçlar hayatımızda yerini alacak. İyisi ve kötüsüyle herkes de o çarşıda olacak. Bu noktada hepinize mutlu ve huzurlu bir 2026 dilemekten fazlası elimden gelmiyor.