'Ücretler enflasyonu artırıyor' tezi zayıfladı: Ekonomistlerin önerdiği model
SOURCE:OdaTV
Türkiye’de ücret artışları enflasyonun başlıca nedeni olarak gösterilse de ekonomistlere göre veriler, emeğin toplam maliyet içindeki payının sınırlı olduğunu ve enflasyonun esas olarak kur, enerji ve ithal girdi maliyetlerinden kaynaklandığını ortaya koyuyor. Peki ekonomistler ne öneriyor?
Türkiye’de yüksek enflasyonun nedenlerine ilişkin tartışmalar sürerken, ücret artışlarının enflasyon üzerindeki etkisi yeniden gündeme geldi. Her yıl asgari ücret ile memur ve emekli maaşları belirlenirken, ücret artışlarının enflasyonu tetiklediği yönündeki “ücret-fiyat sarmalı” yaklaşımı öne çıkıyor. Ancak Avrupa ve ABD verileri, emeğin milli gelirden aldığı payın yüksek olduğu ekonomilerde bunun enflasyon değil, iç talep ve orta sınıfın güçlenmesiyle ilişkilendirildiğini gösteriyor. Türkiye’de ise rekabet politikasının "ücret-verimlilik" dengesi yerine "düşük ücret-düşük maliyet" odaklı bir yapı üzerinden şekillendiği, bu nedenle ücretlerin enflasyon tartışmalarında merkezi bir başlık haline geldiği belirtiliyor. Ekonomist ve bankacı Uğur Gündüz, Dünya gazetesindeki "Ücret artışı enflasyonu yükseltir mi" başlıklı yazısında Türkiye ile Fransa, Almanya, ABD ve AB ortalamasını kıyaslayarak şu değerlendirmeyi yaptı:
"Türkiye ile gelişmiş ekonomiler arasındaki bu pay farkı, sadece bir istatistik değil; bakkaldaki ekmekten, kapıdaki arabaya kadar her şeyin "erişilebilirliğini" belirleyen temel faktördür. Bu farkın satın alma gücü (PPP - Purchasing Power Parity) üzerindeki etkilerini üç ana başlıkta inceleyebiliriz
1 - "ÇALIŞAN YOKSULLUĞU" FENOMENİ
Gelişmiş ülkelerde emeğin payının yüzde 50’nin üzerinde olması, bir kişinin tam zamanlı çalışarak temel ihtiyaçlarını (barınma, gıda, ulaşım) karşılayıp üzerine tasarruf yapabilmesi demektir.
● Avrupa/ABD: Emeğin payı yüksek olduğu için, asgari ücretli bir çalışan dahi temel gıda sepetine ulaşmakta zorlanmaz.
● Türkiye: Emeğin payı düşük olduğunda, çalışan kesim GSYH büyümesinden yeterli payı alamaz. Bu durum, ekonominin büyümesine rağmen halkın geniş kesiminin "yerinde saydığı" veya reel olarak yoksullaştığı bir tablo yaratır.
2 - SATIN ALMA GÜCÜ PARİTESİ VE GÖRELİ FİYATLAR
Türkiye'de kişi başına düşen GSYH, satın alma gücü paritesine göre bakıldığında nominal değerinden daha yüksek görünür (çünkü hizmetler ve yerel ürünler döviz bazında ucuzdur). Ancak emeğin payı düşük olduğu için bu "göreli ucuzluktan" en çok faydalananlar yerli çalışanlar değil, dövizle ülkeye gelen yabancılar veya yüksek gelir grubundaki sermaye sahipleridir.
Örneğin bir Alman işçi, maaşının yüzde 15'i ile aylık mutfak alışverişini yapabilirken, Türkiye'de emeğin payının baskılanması ve enflasyon nedeniyle bir işçi maaşının yüzde 40-50'sini sadece beslenmeye ayırmak zorunda kalabilir.
3 - TEKNOLOJİ VE DAYANIKLI TÜKETİM MALLARINA ERİŞİM
Emeğin payının düşük olması, özellikle ithal girdili ürünlere (telefon, bilgisayar, otomobil) erişimi imkansız hale getirir.
TEMEL FARKLAR
Temel farkları ele alan Gündüz, şu noktaları ortaya koydu:
Temel farklar üç maddede özetlenebilir:
Ücretin milli gelirdeki payı: Gelişmiş ülkelerde milli gelirin yarısından fazlası çalışanlara giderken, Türkiye’de uzun süre yüzde 25-30 bandında kalan bu oran 2024’te yüzde 37’ye yükselmiş, ancak Avrupa ortalamasının hâlâ 10-12 puan gerisindedir.
Enflasyonun ücret üzerindeki etkisi: Batı’da ücret artışları genellikle verimlilikle paralel olup reel ücretler sabit kalırken, Türkiye’de yüksek enflasyon nominal ücretleri artırsa da fiyat artışları daha hızlı olduğundan emeğin reel payı düşmektedir; 2022’de bu oran yüzde 23’e gerileyerek ücretlilerin en çok etkilendiğini göstermiştir.
Sektörel yapı: ABD ve Avrupa ekonomileri hizmet ve teknoloji ağırlıklı olup işgücü maliyeti yüksek olurken, Türkiye hâlâ imalat ve inşaat gibi sermaye/hammadde yoğun sektörlere dayalı bir yapıya sahiptir.
İŞÇİLİK MALİYETLERİNİN TOPLAM ÜRETİM MALİYETİ İÇİNDEKİ PAYI
Gündüz'ün aktardığına göre, Türkiye’de işçilik maliyetlerinin toplam üretim maliyetleri içindeki payı sanıldığı kadar yüksek değildir; sanayi sektöründe genellikle yüzde 10-20 arasında değişen bu oran, hizmet sektöründe %40-60’a kadar çıkabilirken, imalat ve ağır sanayide yüzde 8-12, inşaatta ise yüzde 30-35 seviyelerindedir. Bu nedenle işçilere yapılan yüksek zamlar, diğer girdiler sabit kalsa bile toplam maliyeti sınırlı artırmakta ve enflasyonun tek nedeni olarak gösterilemez.
Ayrıca Türkiye’de yaşanan enflasyonun aşırı talep kaynaklı olmadığını belirten Gündüz'ün belirttiğine göre; döviz kuru artışları ve ara malı ile enerji ithalatına bağlı maliyet yükselmeleri, negatif reel faiz nedeniyle paranın mala yönelmesi ve emeğin milli gelirden aldığı payın düşük kalması, fiyat artışlarının esas belirleyicileri olarak öne çıkmaktadır. Tüm bu veriler, Türkiye’de enflasyonun büyük ölçüde kur ve maliyet kaynaklı olduğunu, işçilik maliyetlerinin toplam maliyet içindeki sınırlı payı ve emeğin GSYH’deki düşen payının bunu desteklediğini göstermektedir.
Gündüz'e göre, enflasyonu düşürmenin iki temel yolu bulunuyor: İlki ücretleri baskılayarak talebi soğutmak olsa da, Türkiye’de toplam ücretlerin yaklaşık yarısı asgari ücret seviyesinde olduğu için bu yöntem halkı yoksullaştırabilir ve iç piyasanın durmasına, yani stagflasyona yol açabilir. Kalıcı çözüm ise arzı artırmak ve yapısal dönüşümü gerçekleştirmektir; bunun için enerji ve ara malında ithal bağımlılığı azaltılmalı, teknoloji ve eğitimle işçi başına düşen üretim miktarı artırılarak verimlilik yükseltilmeli, böylece ücret artışları maliyetleri yükseltici bir yük olmaktan çıkarılmalıdır. Ayrıca gıda enflasyonu büyük ölçüde arz eksikliğinden kaynaklandığı için tarım politikalarıyla üretim desteklenmeli ve piyasaya yeterli mal arzı sağlanmalıdır.
"DÜŞÜK ÜCRET - DÜŞÜK ENFLASYON" SARMALI YERİNE, "YÜKSEK VERİMLİLİK - YÜKSEK ÜCRET - KONTROLLÜ ENFLASYON" MODELİ
Türkiye’de sanayide işçilik maliyeti toplam maliyetin yalnızca yüzde 10-15’ini oluştururken, Gündüz ise birim işgücü maliyetindeki artış toplam maliyeti sınırlı ölçüde etkilediğini; enflasyon üzerinde asıl belirleyici faktörlerin ise kur dalgalanmaları, enerji maliyetleri, ithal girdi ve finansman giderleri olduğunu belirtmektedir. Gündüz şu yorumu yaptı:
"Türkiye özelinde ücret zamlarının ağırlığı kesinlikle abartılmaktadır. Enflasyonun ana motoru; kur oynaklığı, enerji maliyetleri ve beklentilerin bozulmasıdır. Ücretlere zam yapmayarak enflasyonu düşürmeye çalışmak, bir hastanın ateşini düşürmek için ona yemek vermeyi kesmeye benzer; ateş düşebilir ama hasta halsizlikten ölebilir.
ABD ya da AB ülkelerinde talep baskılandığı için değil, alım gücü olan kitlelere rekabet şartlarında, yetecek üretim yapıldığı için enflasyon kontrol altında.
Sağlıklı bir ekonomi için "düşük ücret - düşük enflasyon" sarmalı yerine, "yüksek verimlilik - yüksek Ücret - kontrollü enflasyon" modeli benimsenmelidir.
Veriler Türkiye'de ücretlerin enflasyonun peşinden koştuğunu ancak ona yetişemediğini kanıtlıyor. Bu nedenle enflasyonla mücadelede ücretleri baskılamak ekonomik gerçeklerle tam olarak örtüşmemektedir.
Eğer sadece ücretleri baskılayarak enflasyonu düşürmeye çalışırsak, gelişmiş ülkelere kıyasla telefon, araba gibi malların edinilmesi için gereken çalışma süreleri daha da uzar."
"EĞER ENFLASYONUN ANA NEDENİ ÜCRETLER OLSAYDI, ENFLASYON ARTARKEN EMEĞİN PAYININ DA ARTMASI GEREKİRDİ"
Çözümün ne olduğuna dair Gündüz şu değerlendirmeyi yapıyor:
"Emeğin payının düşüklüğü, Türkiye'nin bir "orta gelir tuzağında" kalmasına neden olan yapısal bir sorundur. Çözüm, ücretleri enflasyonun nedeni ilan etmek yerine sanayideki ithal bağımlılığını azaltmak ve tarımsal arzı ayağa kaldırmaktır.
GSYH’da emeğin payı düşük kaldıkça, halkın küresel standartlardaki teknolojiye ve refah araçlarına erişimi kısıtlanır. Bu da uzun vadede "beşeri sermayenin" (eğitimli insan gücü) kalitesini düşürür.
Sorunun kaynağı aşırı talep değil arz eksikliği ve mevcut arz modelinin ithalata bağlı yapısıdır. Üretim şeklinde yapısal dönüşüm sağlanmadan uzun vadeli bir çözüm olmayacak ve ücretlere atfedilen bu haksız önem devam edecektir.
‘ÜCRETLER ENFLASYONU ARTIRIYOR’ TEZİ NEDEN ZAYIFLIYOR
Tabloya baktığımızda, enflasyonun patlama yaptığı 2021-2022 döneminde emeğin payının yüzde 31'lerden yüzde 23'lere düştüğünü görüyoruz. Eğer enflasyonun ana nedeni ücretler olsaydı, enflasyon artarken emeğin payının da artması gerekirdi. Oysa tam tersi yaşanmış; fiyatlar artarken ücretler bu artışın gerisinde kalmış ve pastadan aldığı pay küçülmüştür."