Türkçe bazen acımasızca dürüst. Bir cümle kuruyor, sen yıllarca terapi masrafı çıkarıyorsun.“Anasına bak, kızını al.”“Oğlan dayıya, kız halaya çeker.”Bu sözler çoğu zaman şaka niyetine söylenir. Ama aslında bir şeyi çok net anlatır: İnsan sadece gen taşımıyor, evin duygusunu da taşıyor. Ve bu duygu, nesilden nesile bir “otomatik pilot” gibi devrediyor.
Türkçe bazen acımasızca dürüst. Bir cümle kuruyor, sen yıllarca terapi masrafı çıkarıyorsun.
“Anasına bak, kızını al.”
**“Oğlan dayıya, kız halaya çeker.”**Bu sözler çoğu zaman şaka niyetine söylenir. Ama aslında bir şeyi çok net anlatır: İnsan sadece gen taşımıyor, evin duygusunu da taşıyor. Ve bu duygu, nesilden nesile bir “otomatik pilot” gibi devrediyor.
İçeriğin Devamı Aşağıda
Reklam
1) Bu sözler kader anlatmaz, aktarım anlatır
Deyimler kaderi kutsamıyor. Daha çok şunu söylüyor:
Biz aile içinde belli tepkileri “normal” sanıyoruz.
Çocuk da onu “hayatta kalma rehberi” gibi öğreniyor.
Sonra büyüyor, kendi evinde aynı rehberi açıyor.
Yani oğlun sana benziyorsa, kızın annene benziyorsa… bu “kötü kader” değil. Çoğu zaman öğrenilmiş bir düzen.
2) “Anasına bak, kızını al”: Rahatsız edici ama düşündürücü
Bu söz bugün kulağa doğal olarak rahatsız edici geliyor, çünkü kızı “seçilecek bir nesne”ye indiriyor. Onu çöpe atalım, tamam.
Ama sözün arkasındaki gözlem hala duruyor: Anne-kız hattında duygu yönetimi çok güçlü aktarılır.
Anne kaygısını nasıl taşır?
Eleştiriyi nasıl verir?
Yakınlığı nasıl kurar?
Sınırı nasıl çizer?
Kız çocuğu çoğu zaman annesinin duygusunu “okur” ve ona göre şekillenir:
Anne üzülmesin diye “iyi kız” olur.
Anne rahat etsin diye “idare eden” olur.
Anne onaylasın diye “mükemmel” olur.
Sonra büyür ve aynı sistemi kendi evinde yeniden üretir. Kötü niyetle değil. Bildikleriyle.
3) “Oğlan dayıya, kız halaya çeker”: Genetik değil, sosyal genetik
Bu söz genetiği işaret ediyor gibi görünür ama asıl mesele çoğu zaman genetik değil,