Dünya paradokslar arasında sıkıştı! 'Sofistike dahilik' ve 'küreselleşen cahillik'
Dünya paradokslar arasında sıkıştı! 'Sofistike dahilik' ve 'küreselleşen cahillik'
Bir yılı bitirdik, yeni yılın bu ilk yazısında, 2026’nın ilk günlerinde sizinle bir bakış açısı turu yapalım. Buna günümüzle ilgili bir farkındalık turu da diyebiliriz. 2025’te hatta 2026’nın ilk günlerinde tüm dünyanın yaşadığı gelişmeler, yeni bir dönemin içinde olduğumuzu zaten gösteriyor. Kısaca, dünya siyasetindeki gelişmeler, ekonomiler ve tabii teknoloji… Çok farklı paradokslar içinde adeta yuvarlanıyoruz. Bir yandan teknolojideki değişim dalgalarından bahsediyoruz diğer yandan sanki dünya bir yüzyıl önce sahip olduğu, elde ettiği kazanımları neredeyse kaybediyor. Yapay zekadaki en büyük trendleri anlatan McKinsey, Agentic AI ile AI yanına robot arkadaşlarının geleceğinden bahsediyor. Sizin işinizi sizden daha iyi yapan sistemler, hizmet eden robotlar… Diğer yanda soykırımlar, devletlerin diğer devtlere uyguladığı “zorbalıklar”, liderlerin tartışmalı tavırları … İşte bugün ‘değişim dalgaları’ndan bahsederken yaşadığımız önemli paradoks’larımız var.
Küreselleşen ve büyüyen cahillik
Sadece siyaset düzeyinde değil… Toplumlarda da sanki adımlar geri gidiyor. Bir yandan teknolojideki “dahilik düzeyindeki’ gelişmelerden bahsederken, yapay zeka neredeyse kişisel asistanımız olmaya başlarken, diğer yandan da toplumların adeta giderek geri gidişi ve ‘cahillik’ de büyük bir dalga halinde büyüyor, hatta küreselleşiyor. Bilgi büyürken, insanın bilinci küçülüyor gibi… “Küreselleşen Cahilliği” bazı açılardan teknoloji destekliyor ki bu çağımızın en büyük sorunu olmaya aday. Toplumlar sanki hipnotize olmuş gibi… Sanki sosyal medya hesaplarının peşine takılmış, bilinçsiz kitleler sürüklenip gidiyor. Biri dur dediğinde, ya da halimizi ortaya koyduğunda neredeyse aforoz ediliyor.
AI ve sofistike bir dahilik
Aynı zamanda yalnızlaşan toplumlar, bireyler, moda değimiyle ‘kalabalık içinde yalnızlıklar’ oluşuyor. Diğer tarafta dibe vuran toplumlarla karşılaşıyoruz. Yani bir yandan AI, Veriye Dayalı Yönetim, 5G hatta 6G, Bulut, Siber Güvenlik’ten, robotlardan bahsediyoruz ki bu da aslında müthiş bir “sofistike dahilik” çağının sinyallerini bize gösteriyor. Önemli inovasyonlar, hızlanan teknolojik gelişim yeni bir çağın temellerini atıyor. Evet bu dalgalar birlikte gelişiyor ve “Sofistike Dahilik” ile “Küreselleşen Cahillik” paradoksu ile karşı karşıya kalıyoruz. Bunu bir umutsuz yaklaşım olarak ortaya koymuyorum. Ama önemli bir geçiş sürecinde olduğumuzu söylemek mümkün. Belki bu paradoksu yine teknolojinin, veriyi kullanmanın getirdiği büyük gelişmeler ve gelişimi ile ‘upgrade’ olarak ancak aşmak mümkün. Sağlıkta, ulaşımda, insanın ihtiyacı olan teknolojilerde büyük bir kırılma noktasına, büyük gelişmelere doğru gidiyoruz. Belki 2030 çok önemli bir kırılma nostası olarak duruyor.
Ayak uyduranlar, köleleşenler, aktivistleşenler
Bu paradokslar, bu değişimler bilim kurgu filmlerinde gördüğümüz sahneleri adeta andırıyor. Duvarlarla çevrilen şehirler, içinde son teknolojiyle yaşayan toplumlar ama duvarların dışında çölleşen topraklarda cahil ve vahşi topluluklar. Belki biraz abartıyor olabiliriz ama eğer burada teknolojiyi ve bunun faydalarını tüm toplumlar tabanında tüm dünyada birlikte yaşanan bir dönüşüme çeviremezsek hiç de olmayacak bir senaryo değil aslında. Şimdiki duruma bakarsak, insanlar-toplumlar bu gelişmeler özelinde sınıflanıyor ve yeni bir toplum yapısı oluşuyor. Ben bunları şöyle ayırıyorum:
‘Ayak uyduranlar’: Özellikle modern kentlerde yaşayanlar, şirketler, kurumlar bir şekilde ayak uydurarak yaşamlarına her şeyi uyarlıyorlar.
‘Köleleşenler’: Bu topluluklar, yeni gelişen teknolojileri bilinçli kullanmadan sadece onların oyuncağı olanlar, hatta buna “koyunlaşanlar” da demek mümkün. Teknolojinin ve onun getirdiği olanakların bize yaptığımız işleri ve dolayısıyla düşünmeyi unutturması mümkün… Bu ortam içinde, köleleştirenler ise eski devlet düzenleri yanı sıra daha çok platformlar, teknolojik akımlar, büyük dev teknoloji şirketleri, “big tech”ler… Artık teknolojiye sahip olan güce sahip olacak gibi görünüyor. Dünyanın yeni mücadelesi de bu noktadan geliyor. Amerika’nın Çin arasındaki ticaret savaşları temelinde teknoloji savaşları… Teknolojide birkaç yıllık üstünlük, geleceğe de hakim olma sonucunu doğuruyor. Bu da büyük güçler savaşını tetikliyor.
“Aktivist toplumlar”: Bir diğer tarafta ise daha bilinçli ya da bu duruma tepki veren toplum ve bireyler ise aktivistleşiyor. Dijital medyanın doğuşu ve teknolojinin bu anlamda iletişimi de güçlendirmesi, çevre, insan hakları, sürdürülebilirlik gibi konuları da ön plana çıkarıyor. Bilgi alan, bilinçli bu kitlelerin önümüzdeki dönemde daha da etkin olacağını söyleyebiliriz. Bu kitle sosyal medya sayesinde her şeyden haberdar olup, aynı zamanda çok çubuk organize de olabiliyorlar.
Gelecek bildiğiniz gelecek değil!
Teknolojiyle birlikte hız kavramı en büyük dönüştürücü etkiye sahip artık. O yüzden bazı kavramlar da değişiyor. Çünkü hız ve dönüşüm bildiğimiz gerçeklikleri farklılaştırıyor. Örneğin son zamanlarda anlamı farklılaşmış 2 kavramdan da bahsedebiliriz: Biri “Gelecek” diğeri ise “Trend”…
“Gelecek”: Bizim anladığımız anlamıyla aslında sonlandı. Bugün yaşananlar geleceği bir zaman kavramı olarak kullanmaktan çıkardı. Uzak bir zaman dilimi olarak ‘gelecek’ artık bugün yaşanıyor ve yaratılıyor. Teknolojinin yarattığı kırılımlar, değişimlerin çok kısa sürede olması buna neden oluyor. “Gelecek” dediğimizde anladığımız uzun zaman oluşumları artık gerçekliğini yitirdi.
Diğer taraftan bizim ’trend’ dediğimiz ve geleceğe dönük takip edebileceğimiz yeni ana akımlar artık yok… Çünkü çoklu değişimler ve çoklu akımlar var. Bunları bir ‘trend’ten ziyade değişim dalgası, her şeyin birlikte olma hali gibi değerlendirmek gerekiyor. Gelip geçici değil, değiştirici, hatta yıkıcı… Örneğin AI büyük bir değişim dalgası… AI, kendi eğilimlerini, kendi farklı gelişimlerini yaratıyor.
Bizim anladığımız trendler mikro düzeylerde yaşanır hale geliyor. Büyük dalgalar var ama aynı zamanda sürekli değişen eğilimler var. Bir trend’i takip etmek de çok anlamlı değil. Çünkü çok hızlı değişiyor ve pek çok trend ya da akım aynı anda gerçekleşiyor. Bu hız her şeyin de çok hızlı tüketilmesine neden oluyor. O zaman tüm bunlar arasında bizim kendi yolumuza bakmamız gerekiyor. Geleceğin içinde yaşıyoruz ve bu değişimi biz yaratıp yine biz göreceğiz… Dünyanın bir sonraki boyuta, versiyonuna geçmesinin hazırlıklarını yapıyoruz!