'Her şey yolunda gitse kim izlerdi'.. Yılın ilk soluksuz yolculuğu.. Rahatsız ediciliğin anatomisi
Elçin Demiröz yazdı...
2026’nın ilk platform dizisi İngiltere’den geldi.
Amerikalı bestseller yazar Harlan Coben’in 2019 tarihli romanından uyarlanan ve Netflix’te 1 Ocak’ta izleyiciyle buluşan 8 bölümlük mini dizi Run Away, kayıp kızını arayan bir babanın yaşadığı çaresizliği soluksuz bir gerilimle ekrana taşıyor.
Yönetmenleri arasında Nimer Rashed ve Isher Sahota’nın bulunduğu dizinin başrollerinde, daha önce Netflix’te yayımlanan bir başka Coben uyarlaması Missing You’dan tanıdığımız James Nesbitt (Simon Greene) ile birlikte Ruth Jones (Elena Ravenscroft) ve Minnie Driver (Ingrid Greene) yer alıyor.
Simon Greene, çocuk doktoru Ingrid ile evli, üç çocuk babası bir adam. Kızı Paige’in evden kaçmasının üzerinden uzun zaman geçmiş olmasına rağmen, onu aramaktan vazgeçmiş değil. Paige’in bir parkta sokak müzisyenliği yapacağını iddia eden gizemli bir mesaj aldığında ise dizinin adeta “aksiyon” tuşuna basılıyor. Çünkü bundan sonra yaşananlar, şişirildikten sonra elden kaçan bir balon gibi tamamen öngörülemez hale geliyor.
Run Away, yalnızca kayıp bir kız hikayesi anlatmıyor; aynı zamanda bağımlılıkla savrulan bir genç kızın, ailesinin bile tanıyamayacağı birine dönüşmesinin yarattığı çaresizliği de taşıyor. Bunu didaktik bir yerden yapmıyor. Olayların varabileceği noktayı —evet, yer yer abartılı olsa da— gerilime dönüştürerek izleyiciye sunuyor. James Nesbitt’in Simon yorumu hafif karikatür bir tona sahip; ancak bu durum inandırıcılığı zedelemekten çok, yapımla kurulan duygusal bağı güçlendiriyor.

Ayrıca dizinin açtığı pek çok uç, akıttığı yan hikayeler de var. Bir yanda kaybolan bir başka çocuk Henry üzerinden ilerleyen gizem; ki bu hattın diziye kattığı en güçlü unsurlardan biri, onu bulmakla görevlendirilen dedektif Elena. Hatta Elena’nın varlığı, Simon’ın yoğun bakımda yatan eşinden dramatik olarak çok daha işlevsel. Diğer yanda ise adeta yeni jenerasyon Natural Born Killers temsili Ash ve Dee’nin (Jon Pointing ve Maeve Courtier-Lilley) art arda işledikleri cinayetlerin gölgesi de hikayeye ekleniyor. Soruşturmayı yürüten, sevimsiz ve beceriksiz polis memurlarının (Alfred Enoch ve Amy Gledhill) kılçık ama beceriksiz tavırlarıysa, sadece ekran süresi doldurmak için oradaymış hissi yaratıyor.
Aslen bir bestseller yazarı olan ve hem Amazon hem de Netflix’le onlarca projeye imza atan Coben uyarlamalarında en keyifli olan şeyin ne olduğuna karar vermek hiç kolay değil. Hikayenin her bölümde yeni bir kart açarak bambaşka yönlere savrulması mı, yoksa popüler oyuncu kadrosunun bu karmaşayı büyük bir ciddiyetle sırtlanması mı? Run Away’de anlatı, izleyiciye olası boşlukların üzerine düşünmeye vakit bırakmayacak kadar hızlı aktığı için çalışıyor. Mantık arayanlar için elbette pek çok açık kapı mevcut; ancak dizinin asıl tutunma noktası, James Nesbitt’in Simon karakterinde melodram ile sempati arasındaki hassas dengeyi başarıyla koruyan performansı.
RAHATSIZ EDİCİ BİR GERÇEKLİK
Hollywood Reporter’a verdiği bir röportajda Harlan Coben, dizinin rahatsız edici hikayelerle dolu olmasını özellikle istediğini söylüyor; çünkü ona göre bu, gerçek yaşam korkularını yansıtmanın en dürüst yolu. Bu yüzden yapımın mükemmel aile tablosuyla başlaması bir tesadüf değil. Dakikalar sonra patlayacak gerilim ancak böyle kontrast bir zemin üzerinden sıçratılabiliyor.

Coben, izleyicide yaratılan rahatsızlık hissini bilinçli bir anlatı aracı olarak kullandığını da açıkça dile getiriyor: “Eğer bu ailede her şey yolunda gitseydi, kim izlemek isterdi ki?” Bu yaklaşım, Run Away’in neden hızla olay örgüsünü geride bırakıp yüzleşmesi zor duygulara yöneldiğini de açıklıyor. Dizinin temposu kadar duygusal huzursuzluğu da Coben’ın bilinçli yazım stratejisinin bir parçası. İzleyiciye durup düşünme payı bırakmamak, onları hemen hissetmeye zorlamak için.
Böylece Simon’ın çaresizliği, Paige’in kırılganlığı ve ortaya saçılan tüm sırlar, yalnızca birer gizem unsuru olmaktan çıkıp izleyicinin kendi korkularıyla yüzleştiği anlara dönüşüyor. Ki bu, Coben uyarlamalarına aşina olanların yakından bildiği bir patern.
Run Away, tıpkı Coben’ın bir önceki Netflix uyarlaması Missing You gibi yeni yılın ilk günü yayımlandı. Dolayısıyla yeni bir yıla geçiş telaşını ve hızını halen üzerinde taşıyan izleyicilerin ritmini yavaşlatmayacak bir örnek. Temposunu hiç düşürmeyen ve nasıl başlayıp nerede bittiğine çok da akıl sır erdiremeyeceğiniz bir gerilim arıyorsanız Run Away’i kaçırmayın.
Elçin Demiröz
Odatv.com