Korkut Boratav 4 ay önce yazdı: ABD’nin ilk hedefi Venezuela
SOURCE:OdaTV
ABD’nin Caracas’a düzenlediği hava saldırısı ve Maduro’nun esir alınması, Prof. Korkut Boratav’ın 2025’te yaptığı uyarıları gerçeğe dönüştürdü. Boratav, Trump yönetiminin “karşı-devrim” hedefini bu kez askeri müdahale ve “narko-terör” söylemiyle tamamlayacağını öngörmüştü.
2026 yılının ilk günlerinde dünya kamuoyu Latin Amerika’dan gelen sert bir gelişmeyle karşılaştı. ABD Başkanı Donald Trump, bir süredir işaretlerini verdiği askeri operasyonu hayata geçirdi. Gece boyunca yoğun bombardımana maruz kalan Venezuela’nın başkenti Karakas’ta, sabaha karşı yapılan resmi duyuruda Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşinin ABD Özel Kuvvetleri tarafından yakalanarak ülke dışına götürüldüğü açıklandı.
Söz konusu operasyon, Prof. Dr. Korkut Boratav’ın yaklaşık üç buçuk ay önce kaleme aldığı ve olası süreci ayrıntılarıyla tarif eden analizini yeniden gündeme taşıdı. Boratav, Trump yönetiminin “tamamlanmamış karşı-devrim hamlesini” sürdürmekte kararlı olduğunu, bunun da “narko-devlet” söylemi üzerinden meşrulaştırılacağını öngörmüştü.
Trump Venezuela’yı işgal edecek mi?
Venezuela’daki ikinci karşı-devrim girişimi Trump’ın ilk başkanlık döneminin ürünüdür. Öyle görünüyor ki Trump, yarım bıraktığı bu girişimi artık tamamlamak niyetindedir. Bu kez doğrudan bir askerî operasyon tasarlamaları gözlenmektedir.
ABD, Ulusal Savunma Stratejisi’ni değiştiriyor.
ABD’nin uzun dönemli uluslararası önceliklerini belirleyen Ulusal Savunma Stratejisi önemli bir revizyondan geçti. Obama yönetiminden bu yana Çin’den kaynaklanan dış tehdit önceliğine dayanan strateji, artık, anavatan ve Amerika kıtası (“homeland and Western hemisphere”) üzerine odaklanacaktır (Politico, 5 Eylül 2025).
“ABD Anavatanı” ülke içinde ne tür bir tehditle karşı karşıyadır? Trump faşizminin saplantılı önceliği ortada: Göçmenler… Önlenmeli; mümkün mertebe ülke dışına çıkarılmalı; onları destekleyen yıkıcı, aykırı akımlar; yarattıkları asayişsizlik bastırılmalıdır. Göçmen ve Gümrük Örgütü (“Immigration and Custom Enforcement” kısaca ICE), Ulusal Muhafızlar ve gerektiğinde Pentagon, doğrudan doğruya düzeni sağlayacaktır.
Trump bu yöntemi Los Angeles’te göçmen topluluklarına, dayanışmacılarına; başkent Washington DC ve Memphis kentlerinde yaygın, artan asayişsizliğe karşı doğrudan doğruya kullandı. Eyalet Polisi ve yönetimleri devre-dışı bırakıldı. Tüm eyaletlerde de yaygınlaştırmak niyetinde olduğunu açıkladı.
“Çin tehdidini” arka plana atarak Amerika Kıtası’na odaklanmak stratejisinde ise, ABD’nin Latin Amerika’daki hegemonik konumunu sürdürmek kastediliyor. Obama, Biden ve (ilk başkanlık döneminde) Trump’ın Çin’e karşı uyguladığı ekonomik yaptırımlar geri tepmiş; ABD zararlı çıkmış; Çin’in yükselişi önlenememiştir. Sonunda Trump dahi durumu algılamıştır: “Galiba Hindistan’ı ve Rusya’yı Çin’e kaptırdık…” (InfoMoney News, 4 Eylül). Yansıttığı ilkel dış siyaset anlayışı ile tam Trump’a yakışan bir itiraf…
Latin Amerika’da ABD’nin tarihsel hegemonyasını kalıcı olarak tehdit etmekte olan üç ülke var: Küba, Venezuela ve Nikaragua… Küba’da 1959’dan, Venezuela’da 1999’dan, Nikaragua’da 2007’den bu yana siyasal rejimler kökten değişti.
Üç ülkede de iktidara gelen devrimci örgüt ve partiler, yerli ve uluslararası sermayeye iktidar kapısını aralayan siyasal düzeni, başta bunların en “ılımlı” türü olan temsilî demokrasiyi büyük ölçüde veya kısmen halk iktidarı kurumlarına dönüştürebildiler. Üretim ilişkilerinde devrimleri tamamladıkları ölçüde Latin Amerika sosyalizminin ilk örnekleri olarak tarihe geçecekler.
Bu nedenlerle aynı rejimler ABD emperyalizminin öncelikli yıkım hedeflerinin başındadır. İlk ikisi ABD’nin işgal-darbe girişimleriyle karşılaştı. Üçü de ağır ekonomik yaptırımlarla cebelleşmekte; kronik yoksulluğa mahkûm edilmek istenmektedir.
Dünyanın en zengin ham petrol rezervlerini, başka stratejik kaynaklar da barındıran Venezuela ayrıca önem taşır. 1999’da “Bolivarcı devrim” programıyla seçim kazanan Venezuela Sosyalist Partisi çeyrek yüzyıl boyunca iktidardadır. ABD’nin devrim lideri Chavez’e karşı 2002’de ve sonraki başkan Maduro’ya karşı 2019’da örgütlediği iki darbe de yenilgiye uğratıldı.
Venezuela’daki ikinci karşı-devrim girişimi Trump’ın ilk başkanlık döneminin ürünüdür. Öyle görünüyor ki Trump, yarım bıraktığı bu girişimi artık tamamlamak niyetindedir. Bu kez doğrudan bir askerî operasyon tasarlamaları gözlenmektedir.
Askerî bir operasyon gündeme gelince, Trump için dahi bir meşruiyet gerekçesi bulunmalıdır. Gerekçenin “üretilmesinde” güçlük çekilmedi: Uyuşturucu kaçakçılığına Venezuela’nın katkıları… Gerekçeye ve ilk sonuçlarına göz atalım.
Uydurma suçlamalar
Popüler Hollywood filmleri arasında ABD güvenlik güçleri ile Latin Amerika’daki uyuşturucu kartelleri arasındaki ilişki ve mücadeleler yer alır.
Filmlerde ve haberlerde ABD, Meksika, Kolombiya güçleri arasındaki gerilimli işbirlikleri de yaygındır. Meksika’dan Sinaloa Karteli patronu El Chapo’ya (Guzman’a) ve Kolombiya’dan Medellin Karteli yöneticisi Escobar’a karşı operasyonlar bilinen örneklerdir.
Venezuela’nın bu konudaki sicili göreli olarak temizdir. Trump bu ülkeyi de suçlular listesine ekledi. Üstelik Başkan Maduro’nun pek duyulmamış iki kartelin (Aragua Treni ve Güneşler’in) yöneticisi olduğunu da ekleyerek: “ABD yönetimi Güneşler Karteli’ni de bir ‘terör örgütü’ olarak ilan etti ve Kartel’in lideri olduğu iddia edilen Venezuela Cumhurbaşkanı Nicolas Maduro’nun yakalanmasına yol açan bilgileri sağlayanlara verilecek ödülü 25 milyon dolardan 50 milyona yükseltti. Venezuela’nın bundan böyle bir uyuşturucu devleti (“narco-state”) sayılacağını da ayrıca duyurdu” (N.Corbishley, Naked Capitalism, 28 Ağustos 2025).
Trump yönetiminin bu tuhaf suçlaması, Maduro’nun sözü geçen Kartel’in lideri olarak iddia edildiğini (“alleged”) ifade ediyor. Ödülü yükseltilen suçlamaya dönük geçerli bir kanıt kullanılmıyor.
Bu iddialara anlamlı bir yanıtı ülkesindeki uyuşturucu çeteleriyle sıkı pazarlık ve önleme çabaları içinde olan solcu Kolombiya Başkanı Gustavo Petro verdi: “Güneşler Karteli aslında yoktur. Bu yalan, Venezuela kaynaklarını denetlemeye imkân verecek bir askerî müdahale için emperyalizm tarafından kullanılmaktadır. Irak’taki ‘kitle imha silahları’ gibi uydurmadır. Kolombiya’da üretilen yasa-dışı kokainin Venezuela’dan geçen bölümünü denetleyenler ise Avrupa ve Orta-Doğu’daki patronlardır” (Kurt Nimmo. Global Research, 2 Eylül).
Aynı kaynak, ayrıca, Birleşmiş Milletler verilerini kullanıyor ve uyuşturucu üretiminin merkezinde yer alan komşularına rağmen Venezuela’nın marjinal konumunu da açıklıyor: Üretim ve ticaretin yüzde 87’si Kolombiya, Ekvador ve Peru’dadır. Venezuela’nın payı, sadece yüzde 5’tir. Bu ülkeden geçirilmeye çalışılan kokainin çoğunluğuna da Venezuela güvenlik güçleri el koymaktadır.
Silahlı müdahale işaretleri var.
Karaip Denizi’nin Venezuela kıyılarında ABD Deniz Kuvvetleri’nin çıkarma yapabilecek gemilerinin devriyeye başladığı haberleştirildi. Venezuela’yı bombalayabilecek F-35 jet uçaklarının Puerto Rico’da konuşlandığı da açıklamalar arasındadır (antiwar.com, 10 Eylül 2025).
Başkan Maduro olası bir işgale ve uyuşturucuya karşı 4 milyon halk milisinin seferberliğe geçtiğini açıkladı. Michael Fox ise, suçlanan Panama diktatörü Noriega’ya karşı 1989’daki ABD işgalini hatırlattı: Yüzlerce Panamalının ölümüyle sonuçlanan işgal sonunda Noriega yakalanacak; yargılanacak; 2007’ye kadar Miami’de hapiste tutulacaktır (The Nation, 8 Eylül 2025).
Bir bölümü “kuru gürültü” olan bu haber-yorum fırtınasını, gerçekten kan döken bir operasyon izledi: Venezuela açıklarında seyreden bir tekne ABD deniz kuvvetlerince batırıldı; teknedeki 11 kişi öldürüldü.
Bu olaya ilişkin resmî bilgi, Trump ve Dışişleri Bakanı’nın olay sonrasındaki açıklamalarıyla sınırlıdır. Trump’a göre “teknedeki narko-teröristler ABD’ye yasa-dışı uyuşturucu taşımaktaydı. Mürettebatın Venezuela başkanı Maduro’nun yönettiği Aragua Treni üyeleri olduğu ABD birlikleri tarafından kesinlikle belirlenmiştir.” Dışişleri Bakanı Rubio’nun açıklaması daha da kısa: “Venezuela’dan hareket eden ve belirlenmiş bir narko-terörist örgüte ait bir uyuşturucu teknesini batırdık.” (Washington Post, 2 Eylül).
Bu bilgi yeterli mi? Venezuela İçişleri Bakanı Cabello soruyor: “Taşınan uyuşturucu nerededir? Niçin kimseyi tutuklamadılar? 11 kişiyi öldürdüklerini açıkça itiraf ettiler. Kaybolanların aileleriyle konuştuk; akrabalarını istiyorlar. Aragua Treni ve uyuşturucu ticareti ile hiçbirinin alakası yok. Vatandaşlarımıza karşı bir cinayet işlenmiştir.” (Reuters, 11 Eylül)
Daha kritik bir soru da var: Bu operasyon sonrasında “Venezuela’da bir rejim değişikliği gündemde mi?” Savaş (eski adıyla “Savunma”) Bakanı Pete Hegseth’in yanıtı korkutucudur: “Başkan Trump’ın kararına bağlıyız; karada, havada, denizde Amerika’nın elindeki tüm araçlarla hazırız” (Scheer Post, 9 Eylül).
Nüfusu 30 milyon, ama alan olarak Türkiye’den biraz daha büyük bir ülke… Amerika’nın kara, deniz, hava kuvvetleri tarafından işgal edilerek rejimi (herhalde Trump’ın istediği biçimde) değiştirilecektir.
Tekne mürettebatından 11 ölünün de sessiz bir rol aldığı bu gülünçlü trajedinin olası sonunu hiç konuşmayalım…