Normalleştirilen anomali: Stadyumlarda küfretmek
Spor çoğu zaman tutkular için güvenli bir alan gibi sunulur. "Bırakalım insanlar içini döksün" denir. Oysa güvenli olması, sınırsız olduğu anlamına gelmez. Birlikte hissetmek, başkasını incitmeyi hiçbir zaman haklı kılmaz.
Klinik Psikolog Rabia Yavuz, sporun güvenli alan niteliği, aidiyetin sınırları ve kalabalıklar içinde bireyin sorumluluğu eksenindeki etik tartışmaları AA Analiz için kaleme aldı.
***
Modern dünyada bireysellik yüceltilirken, insanın en derin arzularından biri sessizce varlığını sürdürür. Psikolog Abraham Maslow’un işareti gibi, hepimiz çoğu zaman farkına bile varmadan güçlü bir ait olma ihtiyacıyla yaşarız. Bir yere ait olmak, yalnız değilim diyebilmektir. Bu nedenle bir futbol takımının taraftarı olmak ya da bir dizinin hayran kitlesine dahil olmak sadece bir zevk meselesi değildir. İnsan, farkında olmasa da sürekli olarak benliğini devredeceği kolektif alanlar arar. Bu yüzden "futbol sadece futbol değildir" bir yanıyla da varoluşsal bir düzenleme alanıdır.
📲 Artık haberler size gelsin
AA'nın WhatsApp kanallarına katılın, önemli gelişmeler cebinize düşsün.
🔹 Gündemdeki gelişmeler, özel haber, analiz, fotoğraf ve videolar için Anadolu Ajansı
🔹 Anlık gelişmeler için AA Canlı
Stadyumlar, bu ihtiyacın en görünür hale geldiği mekanlardan biridir. Orada insanlar yalnızca maç izlemez, günlük hayatın sorumluluklarını, giydikleri rollerini, hatta bazen karakterlerini askıya alır. Öğretmenler, doktorlar, ebeveynler, yöneticiler tribünde yalnızca taraftardır. Benlik genişler, sınırlarını esnetir ve çoğu zaman benlik bir takıma devredilir. Bu yüzden takım kazanırsa "kazandık" kaybederse "kaybettik" denilir. Bu bir dil sürçmesi değildir, benliğin kolektif bir forma giymesidir.
Psikoloji literatüründe Daniel Wann ve arkadaşlarının tanımladığı "yüksek düzeyde özdeşleşmiş taraftarlık" tam da bu noktaya işaret eder. Takım, bazı insanlar için desteklenen bir nesne olmaktan çıkar adeta benliklerinin bir uzantısı haline gelir. Aynı renklere bürünmüş binlerce insanla birlikte bağırmak, sevinmek ya da öfkelenmek, insanın tek başına taşıyamayacağı duyguları paylaşarak hafifletmesi gibidir. Hayatın belirsizlikleri karşısında geçici ama güçlü bir biz duygusu deneyimlenir.
Bu tablo, ilk bakışta son derece insani ve dahi sağlıklı görünebilir. Çünkü insan yalnızca birey olarak değil, birlikte hisseden bir varlık olarak da anlam bulur. Aidiyet, doğru dozda yaşandığında yatıştırıcıdır, kişiye dayanıklılık kazandırır. Maçı aileyle izlerken edilen sohbetlerde, stadyumda hiç tanımadığımız biriyle aynı gole aynı anda sevinirken yaşadığımız şey tam da budur: Birlikte hissetmenin verdiği güven ve aidiyet.
Bireysellikten uzaklaşma ve anonim olma duygusu
Ne var ki insanı mutlu eden şeyler aynı zamanda onu yanıltmaya da meyil sağlayabilir. Çünkü mesele, bir duygunun varlığı değil, onun sağlıklı sınırlarıdır. Aidiyet dozunu aştığında, iyileştirici olmaktan çıkar ve katılaşır. Takım, stadyumda benliğin tamamını kapsadığında rakip takım artık yalnızca rakip değil aynı zamanda bir tehdit haline gelir. Hakem, hata yapabilen bir insan değil, bize karşı konumlanan bir figüre dönüşebilir. Tam bu noktada, kalabalığın gölgesinde bireysel ahlak sessizce geri çekilmeye başlar.