Orta Doğu'nun yeni jeopolitiği: 2025'in değerlendirmesi ve 2026'ya bakış
Orta Doğu’daki tarihsel, coğrafi ve kültürel derinliği sayesinde Türkiye, İsrail’in istikrarsızlaştırıcı gündemini dengeleyebilecek aktörden biri ve aynı zamanda bölgede tüm ülkeler için istikrar, barış ve güvenliği hedefleyen bir yol izliyor.
Katar Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler, Güvenlik ve Savunma alanında Öğretim Üyesi Dr. Ali Bakır, Orta Doğu'da 2025'in seyrini ve 2026'ya dair olası senaryoları AA Analiz için kaleme aldı.
***
2025’te İsrail, Orta Doğu'daki bölgesel güç dengesini kayda değer ölçüde yeniden şekillendirdi. İsrail'in daha saldırgan askeri çizgisi ve kapsamı genişleyen doktrin anlayışı, Haziran 2025'te İran'la yaşanan kısa ama yıkıcı 12 günlük çatışmayla somutlaştı. Bu çatışma, İran’ın nükleer ve askeri tesislerine yönelik doğrudan saldırıları da içeriyordu. Bölge genelinde İran'a bağlı vekil unsurlarını hedef alan hamleler de eklenince, Tahran'ın "ileri savunma" stratejisi ve bölgesel vekil ağı bu saldırılarla ciddi biçimde zayıfladı.
📲 Artık haberler size gelsin
AA'nın WhatsApp kanallarına katılın, önemli gelişmeler cebinize düşsün.
🔹 Gündemdeki gelişmeler, özel haber, analiz, fotoğraf ve videolar için Anadolu Ajansı
🔹 Anlık gelişmeler için AA Canlı
Ancak bu tablo, İsrail'i aynı zamanda bölgenin başlıca istikrarsızlaştırıcı aktörü konumundaki yerini tartışılmaz hale getirdi. İsrail'in Gazze’de yürüttüğü soykırım; Lübnan, Suriye ve başka sahalarda sürdürdüğü tek taraflı askeri eylemlerle birleşince, bölgesel tehdit algısı İran'dan İsrail'e kaydı. Bunun sonucu olarak Tel Aviv, hem bölgede hem uluslararası alanda daha fazla yalnızlaştı.
Abraham Anlaşmaları ivme kaybediyor
İsrail’in Katar’a yönelik saldırı da dahil attığı adımlar, bölgedeki istikrarsızlaştırıcı İsrail algısını daha net hale getirdi. Tel Aviv artık yalnızca yıkıcı bir aktör değil, Orta Doğu’daki istikrarsızlığın başlıca kaynaklarından biri olarak görülüyor. İsrail’in hegemonya arayışını bölgesel istikrara açık tehdit sayan Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri de bu nedenle daha mesafeli bir çizgiye geçti. Böylece 2020 tarihli Abraham Anlaşmaları'nın ivmesi belirgin biçimde azaldı. Suudi Arabistan gibi kilit aktörler ise artık, öngörülemeyen ve hegemon tavırlar takınan bir İsrail’le normalleşmek yerine, zayıflamış bir İran’la yakınlaşmayı önceleyen bir çizgiye ağırlık veriyor.
2025, İsrail’in istikrarsızlaştırıcı politikalarının aksine, Türkiye, etkili bir güç olarak öne çıktı. Bunda Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın vizyonu ve liderliği, hızla büyüyen milli savunma sanayii, 2024 sonunda Esed rejiminin devrilmesi, Irak, Mısır ve Körfez ülkeleriyle güçlenen ilişkiler ve ABD Başkanı Donald Trump ile iyi ilişkiler etkili oldu. Orta Doğu’daki tarihsel, coğrafi ve kültürel derinliği sayesinde Türkiye, İsrail’in hegemonik ve istikrarsızlaştırıcı gündemine karşı denge üretebilecek az sayıdaki aktörden biri olarak konumlanırken, aynı zamanda bölgede tüm ülkeler için istikrar, barış ve güvenliği hedefleyen bir hat izliyor.