Paris’te hayvan gübresi, yanık lastik kokusu: Traktörler, limuzinlerin önünü kesiyor
Fransız çiftçisinin Paris’i kuşatması, çevre söylemiyle uygulanan tarım politikalarına başkaldırıya dönüştü. AB düzeni, ithalat ve sermaye lehine kendi köylüsünü gözden çıkarıyor.
Paris’te şu günlerde romantizm yok. Eyfel’in ışıkları parlıyor olabilir, kimseye faydası yok. Yanık lastik kokusu var, hayvan gübresi var, biber gazı dumanı var. Şanzelize’de vitrinlere baka baka yürüyen turistler çekildi. Meydanı Brüksel’deki takım elbiseli bürokratların kâbusu olan dev traktör konvoyları devraldı. Fransız çiftçisi başkenti kuşattı. Otoyollar kilitlendi. Lojistik durdu. Avrupa’nın “düzen” diye kutsadığı şey, bir anda “tarlanın öfkesi”ne tosladı.

“YEŞİL MUTABAKAT” YALANIYLA TARIMSAL İNFAZ
Avrupa Birliği yıllardır “Yeşil Mutabakat” diyerek, iklimi koruma bahanesiyle kendi çiftçisinin boğazına sarılıyor. Ağır vergiler, imkânsız standartlar, bitmeyen denetimler… Sonuç: tarım nefessiz bırakılıyor.
Fransız çiftçisine verilen mesaj açık: “İlaç kullanma, gübreyi azalt, nadası artır, traktörü elektrikliye çevir, karbonu sıfırla.” Kulağa hoş geliyor değil mi? Modern, çevreci, tertemiz Avrupa. Sahaya indiğinde görüntü değişiyor. Bu kurallar maliyeti uçuruyor. Küçük üretici, maliyetle baş edemiyor. Üretim boğuluyor.
Dahası var; Brüksel’den gelen müfettiş ahırın içine giriyor, kâğıda bakıyor, ölçüm yapıyor, ceza kesiyor. Bu yükün altında ezilen küçük üretici tarlasını satmak zorunda kalıyor.
Peki o tarlaları kim topluyor? Büyük tarım tekelleri, fonlar, “yatırımcı” maskesi takanlar… Mülkiyet el değiştiriyor. Bağımsız üretici, kendi toprağında işçiye dönüşüyor. Avrupa’nın kırsalını böyle “modernleştirdiklerini” söylüyorlar. Gerçekte yaptıkları şey gayet eski: elindekini alıp seni taşerona çevirmek.

ALMAN ARABASI İÇİN FRANSIZ PEYNİRİNİ YAKMAK
Madalyonun öbür yüzünde korkunç bir ikiyüzlülük var. Brüksel kendi çiftçisini kıskaca alırken Mercosur’la serbest ticaret anlaşmasını iteliyor. Brezilya’dan, Arjantin’den tonlarca et Avrupa limanlarına girecek. Güney Amerika’da Avrupa’nın “çevreci” kuralları işlemiyor. Avrupa’da yasaklanan hormonlar orada serbest. Avrupa’da “zehir” diye anılan pestisitler orada rutin. Sonra bu ürünler Avrupa pazarına “rekabet” diye sokuluyor.
Avrupa bunu niye yapıyor? Çünkü Alman otomotiv endüstrisi Güney Amerika’ya daha fazla araba satmak istiyor. Berlin sanayi ürünlerini satabilsin diye Paris’in tarımı kesime gidiyor. Fransız köylüsü tam da buna isyan ediyor: “Bana üretme diyorsun, benim üretemediğimi dünyanın öbür ucundan getirip bana yediriyorsun.”
