Pluribus etkisi: Kurumlarda karar alma sürecinde birden fazla zekanın hassas dengesi
Herkesin uyumlu ve memnun göründüğü şirketler gerçekten sağlıklı mı, yoksa farklı fikirlerin sustuğu bir sessizliğin içinde mi ilerliyor? Pluribus dizisinden ilhamla bu yazı, kurumsal başarı ile düşünsel çeşitlilik arasındaki ince çizgiyi ve “fazla uyumun” karar alma alanını nasıl daraltabildiğini sorguluyor.
Herkesin uyumlu ve memnun göründüğü şirketler gerçekten sağlıklı mı, yoksa farklı fikirlerin sustuğu bir sessizliğin içinde mi ilerliyor? Pluribus dizisinden ilhamla bu yazı, kurumsal başarı ile düşünsel çeşitlilik arasındaki ince çizgiyi ve “fazla uyumun” karar alma alanını nasıl daraltabildiğini sorguluyor.
Bir şirkette herkes aynı anda hem uyumlu hem rahat hem de her şeyin iyi olduğunu söylüyorsa, bu durum sağlıklı mı yoksa bazı sorunların üstü örtülüyor mu?
Bugünün şirketleri çoğu zaman başarısız oldukları için değil, başarıyor gibi göründükleri bir anda zorlanmaya başlıyor. Raporlar düzgün, göstergeler yeşil, toplantılar sakin… ama içeride bir yerde karar alma yavaşlıyor, yetenek akışı daralıyor ve organizasyon öğrenme refleksini kaybediyor.
Vince Gilligan’ın Apple TV+ dizisi Pluribus, bu soruya odaklanan bir anlatı sunuyor. Dizi, insanların tek bir zihin ağına bağlı olduğu bir dünyada geçiyor. Bilgi, duygu ve farkındalık herkesle hemen paylaşılıyor. Tabloya bakınca insan hemen etkileniyor. Kavga azalıyor, insanlar birbirini daha iyi anlıyor, dünya biraz daha sakin oluyor.
Ama Pluribus’un esas gücü, bu tabloyu sorgulamasında. Dizi şunu soruyor:
Herkesin aynı anda uyumlu olduğu bir sistem, gerçekten gelişebilir mi?
Bu soru insanlar, şirketler, yönetim kurulları ve karar grupları için önemli.
Pluribus çağında strateji: Çoğul zeka tasarımı
Strateji danışmanı gözüyle değerlendirdiğimde; önümüzdeki on yılın en belirgin kırılması, “tek yol haritası” anlayışının giderek işlevini yitirmesi olacak. Pazarlar, teknolojiler ve müşteri beklentileri farklı yerlere giderken, şirketler aynı anda birden çok duruma hazır olmalı.
Bu noktada çoğul zeka kavramı devreye giriyor. Ama Pluribus çok açık bir şekilde uyarıyor. Eğer çoğul zeka iyi tasarlanmazsa, gelişimi hızlandırmak yerine karar verme alanını küçültebilir. Çünkü herkesin aynı bilgiye, aynı duygu durumuna ve aynı önceliklere bağlandığı bir sistem, farklı ihtimalleri konuşmakta zorlanır.
MIT Sloan School of Management’ta Thomas W. Malone ve ekibinin yürüttüğü, Science dergisinde yayımlanan kolektif zeka araştırmaları bu bize noktada önemli bir çerçeve sunuyor. Araştırmalar, bir ekibin başarılı olmasında insanların ne bildikleri kadar birlikte nasıl düşündüklerinin de önemli olduğunu söylüyor. Yani çoğulluk tek başına yeterli değil; o çoğulluğun nasıl çalıştığı belirleyici.
Stanford Üniversitesi'nde David Eagleman belirsizlik ve karar verme üzerine yaptığı araştırmalarla aynı yere değiniyor. İnsan beyni, birden çok seçeneği düşündüğünde daha iyi karar alır. Ama bunun için insanlar seçenekleri açıkça konuşabilmeli.
Pluribus’un kolektif zihni ise bu noktada sınanıyor. Dizide, herkes iyi olmaya çalışıyor. Sistem, değişik duygular ve değişik düşüncelerle baş etmekte zorlanıyor. Bu olay bana iş yaparken çok sık yapılan bir hatayı hatırlattı.
Daha fazla uyum her zaman düşüncenin geliştiğini göstermez.