Türkiye'de kuraklık: Kent kent su kaynaklarının durumu
SOURCE:DW Türkçe
Türkiye'de baraj dolulukları birçok kentte kritik seviyelere geriledi. Sapanca, İznik ve Tuz Gölü gibi doğal su kütlelerinde de ciddi çekilme yaşanıyor. Kentlerin ve göllerin son durumunu inceledik.
Türkiye, son yılların en ciddi kuraklık dönemlerinden birini yaşıyor. Yağışların uzun yıllar ortalamasının altında kalmasıyla birlikte birçok kentte barajlar kritik seviyelere geriledi. Doğal göller de hızla çekiliyor. Kuraklığın 2026'da nasıl seyredeceği ise belirsizliğini koruyor.
Türkiye'de kuraklığın en ağır hissedildiği kentlerin başında Ankara geliyor. Ankara Büyükşehir Belediyesine bağlı ASKİ'nin verilerine göre, 8 Ocak 2026 itibarıyla Ankara'daki barajların aktif doluluk oranı yüzde 1'e kadar geriledi. Geçen yıl aynı tarihte bu oran yüzde 19,75 seviyesindeydi.
Başkentte yalnızca 13 milyon 974 bin metreküp aktif kullanılabilir su kaldı. Buna karşılık kentin günlük su tüketimi 1,4 milyon metreküp olarak açıklanıyor. Bu tablo nedeniyle Ankara Büyükşehir Belediyesi, barajların "ölü hacim" olarak tanımlanan ve normal koşullarda kullanılmayan bölümlerinden de su çekmeye başladı. Yüzde 12,18'lik ölü hacimde bulunan Akyar, Eğrekkaya, Kavşakkaya ve Çamlıdere barajlarında yüzer pompa sistemleri kuruldu.
Ankara'nın su ihtiyacı ayrıca Kesikköprü Barajı'ndan borularla İvedik İçme Suyu Arıtma Tesisi'ne aktarılan suyla karşılanmaya çalışılıyor. Belediyenin açıklamasına göre, iktidarın "2050'ye kadar Ankara'nın su sorunu olmayacak" iddiasıyla hayata geçirdiği Gerede Tüneli'nden 2025 yılında yalnızca 72 milyon metreküp su temin edilebildi.
Ankara Büyükşehir Belediyesi, başkentin yaklaşık 200 günlük suyunun kaldığını belirtirken, barajlara gelen su miktarının son 19 yılın en düşük seviyesinde olduğunu vurguluyor. Ankara barajlarına 2025 yılında gelen su miktarı 182 milyon metreküp olarak ölçüldü. Oysa bu miktar 2024'te 404 milyon metreküp, 2023'te 661 milyon metreküp, 2022'de ise 648 milyon metreküp seviyesindeydi. Uzun yıllar ortalaması ise 350–400 milyon metreküp bandında bulunuyor.
Kentin içme suyunu sağlayan Kurtboğazı Barajı'nda yüzde 2,88, Çubuk-2 Barajı'nda ise yüzde 2,75 oranında su kalmış durumda. Belediyeye göre 2025 yılı, hidrolojik veriler açısından son 50 yılın en kurak yılı oldu. Aşırı sıcaklara bağlı buharlaşma, kullanılabilir su miktarını yüzde 10 oranında azalttı. Artan nüfus ve göçle birlikte Ankara'da iki yıl içinde 1 milyar metreküpün üzerinde suyun sisteme verilmesi gerektiği, buna karşın en az 170 milyon metreküplük net su açığı bulunduğu ifade ediliyor.
İstanbul: Baraj dolulukları yüzde 20'nin altında
Kuraklık haritasında en kırılgan büyükşehirlerden biri de İstanbul. Su ve Kanalizasyon İdaresi'nin (İSKİ) verilerine göre, kente içme suyu sağlayan barajlardaki ortalama doluluk oranı 8 Ocak itibarıyla yüzde 18,8 düzeyinde bulunuyor. Bu oran 8 Ocak 2025'te yüzde 41,7, 2024'te ise yüzde 52,9 seviyesindeydi. Buna göre barajlardaki doluluk, bir yılda yaklaşık yüzde 55, iki yılda ise yaklaşık yüzde 65 oranında geriledi.
İSKİ'ye göre İstanbul'da içme suyu sağlayan barajlardaki ortalama doluluk oranı yüzde 18,8 düzeyinde Fotoğraf: Ali Aksoyer/DHA
Baraj bazında bakıldığında düşüşün neredeyse tüm havzalara yayıldığı görülüyor. Ömerli (yüzde 22,74), Terkos (yüzde 15,84), Büyükçekmece (yüzde 25,68) ve Sazlıdere (yüzde 13,11) barajlarında doluluk oranları düşük bantta seyrederken, Kazandere ve Pabuçdere gibi küçük barajlarda seviyeler tek hanelere kadar gerilemiş durumda. Elmalı ve Istrancalar gibi görece daha yüksek doluluk oranlarına sahip barajlar ise İstanbul'un toplam tüketim hacmi düşünüldüğünde dengeleyici bir rol üstlenemiyor.
İstanbul'un günlük su ihtiyacı 3 milyon metreküpün üzerinde. İSKİ verilerine göre geçen yıl kentte 1 milyar 173 milyon metreküp su tüketildi. Bunun 567 milyon metreküpü, yani yaklaşık yüzde 48'i, Sakarya'daki Melen ve Yeşilçay regülatörlerinden sağlandı. Bu tablo, İstanbul'un su güvenliğinin giderek kent dışındaki havzalara bağımlı hâle geldiğini ortaya koyuyor.
Konya: Yeraltı suları çekildi, obruk sayısı arttı
İç Anadolu'da kuraklığın en çarpıcı sonuçlarından biri Konya'da görülüyor. Konya'nın içme suyu Altınapa ve Bağbaşı barajlarından sağlanıyor. Altınapa Barajı'nda doluluk yüzde 7, yani yaklaşık 2 milyon 300 bin metreküp seviyesinde bulunuyor. Bağbaşı Barajı'nda ise 27 milyon 10 bin metreküp su var ve doluluk oranı yüzde 14.
Konya Büyükşehir Belediyesi ayrıca Dutlu, Çayırbağı, Mukbil, Beypınarı ve Kırankaya kaynaklarından getirilen pınar sularını ayrı bir şebeke hattıyla halka sunuyor.
Kuraklık ve tarımda bilinçsiz sulama nedeniyle yeraltı suları büyük ölçüde çekildi. Bu süreçte Konya Kapalı Havzası'nda bugüne kadar 655 obruk oluştu. Obrukların yerleşim yerlerini tehdit eder hale gelmesi nedeniyle AFAD, Obruk Duyarlılık Haritası çalışması başlattı. Bu kapsamda Konya, Karaman ve Aksaray'da 684 obruk kayıt altına alındı.
İzmir: Bazı barajlar tamamen kurudu
Ege Bölgesi'nde de tablo ağır. İzmir'e su sağlayan Balçova ve Gördes barajları tamamen kurudu. Tahtalı Barajı'nda doluluk yüzde 0,41 seviyesinde; bu da 1 milyon 188 bin metreküp suya karşılık geliyor. Ürkmez Barajı'nda doluluk yüzde 7,13, Güzelhisar Barajı'nda ise yüzde 41,65 olarak ölçüldü.
Güzelhisar Barajı'nın toplam kullanılabilir su hacmi 59 milyon 729 bin metreküp, Ürkmez Barajı'nın kullanılabilir su hacmi ise 588 bin metreküp. Alaçatı Kutlu Aktaş Barajı'nda yalnızca 380 metreküplük su kaldı; bu da yüzde 2,38 oranında kalan su demek.
Kocaeli: Yuvacık'ta kritik seviye, Namazgâh sınırlı tampon
Marmara'da kuraklığın etkili olduğu illerden biri Kocaeli. İzmit Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSU) verilerine göre kentin ana içme suyu kaynağı olan Yuvacık Barajı'nda doluluk oranı 31 Aralık 2025 itibarıyla yüzde 3 seviyesinde.
Buna karşılık Namazgâh Barajı'nda doluluk aynı tarih itibarıyla yüzde 43 olarak ölçüldü. Ancak barajın toplam faydalı hacmi, Yuvacık'taki kaybı kalıcı biçimde telafi edecek büyüklükte değil.
Bursa: Barajlar devre dışı, yeraltı sularına yönelim arttı
Bursa'da yaşanan kuraklık Marmara'nın en sert örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Bursa Su ve Kanalizasyon İdaresi (BUSKİ) ve Devlet Su İşleri (DSİ) verilerine göre, kentin ana içme suyu kaynakları olan Doğancı ve Nilüfer barajlarında doluluk oranları uzun süredir yüzde 1'in altında.
Yaklaşık 185 milyon metreküp toplam kapasiteye sahip bu iki barajda yüzde 1'lik doluluk, aktif su miktarının 2 milyon metreküpün altına düşmesi anlamına geliyor. Bu seviyeler, barajların Bursa'nın günlük yaklaşık 450–500 bin metreküp olan su ihtiyacını sürdürülebilir biçimde karşılamasının mümkün olmadığını gösteriyor.
Bu nedenle kentte içme suyu ihtiyacı ağırlıklı olarak yeraltı suyu kuyuları ve geçici takviye sistemleri üzerinden sağlanıyor.
Tekirdağ: Planlı su kesintileri
Tekirdağ'da içme suyu ve tarımsal sulamada kullanılan Naip Barajı'nda kuraklığın etkisiyle su seviyesi kritik eşiğin altına indi. Doluluk oranı yüzde 1'in altına düşen barajda, aktif su çekiminin büyük ölçüde sona erdiği bildirildi.
Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi'ne bağı TESKİ, kuraklık nedeniyle Süleymanpaşa ilçesinde haftada bir gün, 20.00-08.00 saatleri arasında planlı su kesintisi uygulanacağını açıkladı.
Kuraklık riski yalnızca Ankara, İstanbul veya Marmara ve Ege ile sınırlı değil. Kayseri, Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin, Van, Ağrı ve Iğdır gibi İç ve Doğu Anadolu'da da yağışların normallerin altında seyretmesi nedeniyle baraj ve yeraltı suyu seviyelerinde alarm sinyalleri artıyor. Meteoroloji verileri ve yerel idare açıklamaları, Türkiye genelinde kuraklığın bölgesel değil, ülke çapında yaygın ve çok katmanlı bir risk haline geldiğini gösteriyor.
GÖLLER
Türkiye'de kuraklığın en görünür ve aynı zamanda en kritik göstergelerinden biri de göller. Çünkü göller yalnızca yağış azlığına değil; gölü besleyen yeraltı suyu akışlarına, havza içindeki sulama ve çekim baskısına, buharlaşmaya ve suyu tutan ekosistemlerin tahribatına birlikte tepki veriyor. Bu nedenle barajlarda görülen düşüş kısa vadeli bir depolama sorunu olarak okunabilirken, göllerdeki çekilme çoğu zaman daha uzun vadeli ve geri dönüşü daha zor bir kırılmaya işaret ediyor.
Kuraklıkla karşı karşıya kalan göller arasında Eber, Akşehir, Bafa, Beyşehir, Burdur, İznik, Sapanca ve Seyfe öne çıkıyor. Tarım ve Orman Bakanlığı, bu tablo nedeniyle sekiz göl için eylem planı hazırlanacağını açıkladı.
Van Gölü: Buharlaşma etkisi belirginleşiyor
Van Gölü'nde son yıllarda gözlenen çekilme, yağış azlığının ötesinde kapalı havza yapısı ve artan sıcaklıklarla birlikte değerlendiriliyor. Akademik çalışmalar ve uzman değerlendirmeleri, gölde su seviyesini belirleyen temel unsurlardan birinin buharlaşma olduğunu ortaya koyuyor.
2025 yılında yapılan ölçümler, Van Gölü Havzası'nda yıllık buharlaşmanın 2 bin milimetrenin üzerine çıktığını, bu durumun gölü besleyen sınırlı su girdisi karşısında seviye kaybını hızlandırdığını gösteriyor.
Uzmanlara göre Van Gölü'ndeki çekilme, Doğu Anadolu'da kuraklığın yalnızca yağış eksikliğiyle değil, artan sıcaklık ve kapalı havzalardaki kırılgan su dengesiyle birlikte okunması gerektiğine işaret ediyor.
Çavuşçu ve Eber gölleri
Konya'nın Ilgın ilçesinde bir dönem kuş cenneti olarak bilinen Çavuşçu Gölü tamamen kurudu. Afyonkarahisar'ın Bolvadin ilçesindeki Eber Gölü'nde ise su kaybı yüzde 90'a ulaştı. Gölün daralmasıyla birlikte sucul yaşam alanı büyük ölçüde ortadan kalkarken, bu kaybın balıkçılık, tarım, yerel iklim ve kuş göç yolları üzerinde zincirleme etkiler yarattığı belirtiliyor.
Akşehir Gölü
Akşehir Gölü'nde 2025 itibarıyla kuraklık etkileri belirginleşti. Tatlısu levreği, gümüş balığı, yengeç, kerevit, su kaplumbağası ve çok sayıda kuş türüne ev sahipliği yapan gölde su seviyesinin düşmesi, yalnızca kıyı çizgisinde bir geri çekilme değil; su derinliğinin azalmasıyla birlikte sıcaklık ve oksijen dengesinin bozulması anlamına geliyor. Isparta sınırları içerisindeki gölde çekilmeye eşlik eden yosunlaşma da bu baskının bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Beyşehir Gölü
Beyşehir Gölü'nde ise su, bazı noktalarda kıyıdan yaklaşık 300 metre çekildi. Bu veri, yağış yetersizliğiyle birlikte tarımsal sulama ve havza ölçeğindeki yoğun su kullanımının, göl kıyılarında dramatik değişimler yaratabildiğini gösteriyor.
Van Gölü'ndeki çekilme son yıllarda net bir şekilde görünüyor Fotoğraf: ILYAS AKENGIN/AFP
Sapanca Gölü
Marmara Bölgesi'nde de göller benzer bir baskı altında. Sapanca Gölü'nde su seviyesi, Sakarya Su ve Kanalizasyon İdaresi (SASKİ) tarafından Aralık 2025 sonu ile Ocak 2026 başında yapılan ölçümlere göre 28,4 metre bandına kadar geriledi. Bu seviye, göl için uzun süredir izlenen kritik eşiğin altına inildiğini gösteriyor. Sapanca'da asgari su seviyesi için kritik eşik 29,98 metre olarak belirtiliyor.
İznik Gölü
İznik Gölü'nde ise daha uzun vadeli bir eğilim dikkat çekiyor. Uydu görüntülerine dayalı akademik analizlere göre, 1985-2024 döneminde İznik Gölü'nün yüzey alanı 409,02 hektar azaldı; bu azalma göl yüzeyinin yaklaşık yüzde 1,35'ine karşılık geliyor. Akademik çalışmalar, kıyı çizgisindeki geri çekilmenin bazı kesimlerde yüzlerce metreyi bulduğunu ve bu sürecin yağış eksikliğinin yanı sıra tarımsal sulama baskısı ve havza ölçeğinde su kullanımıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.
Tuz Gölü
Türkiye'nin en büyük ikinci gölü olan Tuz Gölü, kuraklığın ve plansızlığın etkisini gözler önüne seren bir başka örnek. Tuz Gölü son 90 yılda yüzde 85 oranında küçüldü.
1990'lı yılların başında su dolu alanı yaklaşık 93 bin hektar olan gölün sulak alanı yaklaşık 9 bin hektara kadar düştü. Bölgedeki 15 bini kaçak, 5 bini ruhsatlı olmak üzere toplam 20 bin su kuyusu, göl üzerindeki baskıyı artıran temel unsurlar arasında gösteriliyor. Bu tablo, göllerdeki çekilmenin yalnızca yağışla değil, yeraltı suyu kullanımı ve havza yönetimiyle de doğrudan ilişkili olduğunu ortaya koyuyor.
"Kuraklık doğa olayı, susuzluk yönetim sorunudur"
DW Türkçe'ye konuşan TMMOB Meteoroloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Emel Ünal, 2025 yılı yağış verilerinin Karadeniz Bölgesi dışında Türkiye genelinde normallerin altında kaldığını söylüyor. Ünal'a göre özellikle iç ve güney kesimlerde yağışların ciddi biçimde azalması, tarım alanları ve baraj havzalarında kuraklık etkilerini belirginleştirdi.
TMMOB Meteoroloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Emel ÜnalFotoğraf: Privat
Ancak Ünal, kentlerde yaşanan su krizinin yalnızca kuraklıkla açıklanamayacağını vurguluyor. Kuraklığın meteorolojik bir süreç olarak başladığını kaydeden Ünal, "Bu doğa olayının bir afete ya da susuzluğa dönüşmesi yönetimsel tercihlerle ilgilidir. Doğal su tutma kapasitesine sahip alanların kaybedilmesi ve artan yerleşim baskısı, barajların ve göllerin su bütçesini doğrudan olumsuz etkiliyor" diyor.
Nüfus yoğunluğu, plansız kentleşme ve su yoğun endüstriyel yatırımların mevcut kaynaklar üzerinde sürdürülemez bir baskı oluşturduğunu belirten Ünal'a göre, İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyükşehirlerde yaşanan su sorunları yalnızca yağış azlığıyla açıklanamaz. "Yağışlar kısa sürede barajları doldursa bile, yanlış su yönetimi ve planlama sürdüğü sürece kentlerin gelecekte susuz kalması kaçınılmazdır" değerlendirmesini yapıyor.
Türkiye'yi 2026'da ne bekliyor?
2026 yılına ilişkin projeksiyonlara da değinen Ünal, hava tahmin modellerinin özellikle iç ve doğu kesimlerde yılın ilk aylarında kuraklık etkilerinin sürebileceğine işaret ettiğini aktarıyor. Bazı bölgelerde yağışların normal seviyelerine yaklaşmasının ise yalnızca geçici bir rahatlama yaratabileceğini belirten Ünal, "Asıl çözüm barajların dolmasını beklemek değil, doğa olaylarını felakete dönüştüren sistemi görmek ve değiştirmektir" diyor.
Ünal ayrıca, kuraklık ve sel gibi olayların yalnızca iklim değişimine bağlanmasının, su yönetimindeki yapısal sorunları görünmez kıldığı uyarısında bulunuyor. Belediyelerde meteoroloji mühendislerinin aktif görev almasının, uzun ve kısa vadeli tahminlerin doğru yorumlanmasının hayati önemde olduğunu vurgulayan Ünal, "Olayları çarpıtmak yaşanacak en büyük afettir. Suyun, yaşam hakkı temelinde planlanması gerekiyor" ifadelerini kullanıyor.