Türkiye'de toprak nasıl kirleniyor?
Toprak Atlası 2025'e göre Türkiye'de toprak; atıklar, aşırı kimyasal kullanımı ve betonlaşma nedeniyle kirleniyor. Organik madde kaybı, erozyon ve kirlilik gıda, su ve halk sağlığını tehdit ediyor.
Türkiye'de toprak kirlenmesi tek bir kaynaktan beslenmiyor. Atık yönetiminden tarıma, kentleşmeden sanayiye uzanan çok katmanlı bir tablo var. Heinrich Böll Vakfı İstanbul Ofisi tarafından hazırlanan Toprak Atlası 2025-Türkiye, kirliliğin yaygın, kalıcı ve çoğu zaman sessiz biçimde ilerlediğini ortaya koyuyor. Atlas, bu sonuca Türkiye'ye ait resmi veriler, akademik çalışmalar, uluslararası karşılaştırmalar ve sahadan derlenen bulguları birlikte okuyarak ulaşıyor.
Toprak yalnızca üretim yapılan bir yüzey değil. Suyu süzüyor. Karbonu depoluyor. Gıdanın ve sağlığın temelini oluşturuyor. Ancak rapora göre Türkiye'de bu canlı sistemin dayanıklılığı ciddi biçimde zayıflamış durumda. Bunun en temel göstergesi, topraktaki organik madde oranı.
Evsel atıklar: En büyük pay çöpte
Toprak Atlası'na göre Türkiye'de toprak kirliliğinin en büyük kaynağı vahşi depolanan evsel katı atıklar. Toplam kirlilik içindeki payı yüzde 26,9. Bu oran, il bazında toprak kirliliği bildirimleri ile atık yönetimi verilerinin birlikte değerlendirilmesiyle ortaya konuyor.
Türkiye genelinde düzenli depolama altyapısının yetersiz olduğu bölgelerde çöpler doğrudan toprağa bırakılıyor. Bu alanlarda oluşan sızıntı suları ağır metaller, plastik katkı maddeleri ve kalıcı kimyasallar içeriyor. Atlas, bu kirleticilerin toprağın süzme kapasitesi zayıfladığında yeraltı sularına kadar ulaştığını vurguluyor. Organik madde kaybı burada belirleyici bir eşik oluşturuyor.
Yasa dışı boşaltımlar: Denetimsiz ve görünmez
Toprağı kirleten ikinci büyük kaynak yasa dışı atık boşaltımı. Payı yüzde 21,8. Bu bulguya, resmi çevre suçları kayıtları, uydu görüntüleri ve saha çalışmaları birlikte değerlendirilerek ulaşılıyor.
Sanayi atıkları, molozlar ve sıvı atıklar çoğu zaman tarım arazilerine, dere yataklarına ya da terk edilmiş alanlara bırakılıyor. Atlas, bu tür kirliliğin çoğu zaman geç fark edildiğini, ancak etkilerinin yıllar boyunca sürdüğünü ortaya koyuyor. Denetimin zayıf olduğu alanlarda kirlilik toprağa yerleşiyor ve geri dönüşü zor bir yük haline geliyor.
İnşaat, hafriyat ve plansız kentleşme
Toprak Atlası, inşaat faaliyetlerini yalnızca arazi kaybı değil, doğrudan bir kirlilik ve bozulum faktörü olarak ele alıyor. İnşaat ve hafriyat atıkları ile plansız kentleşmenin her biri toprak kirliliğinde yaklaşık yüzde 9'luk paya sahip.

Türkiye'de sağlıklı tarımın yapılabildiği alanlar giderek azalıyorFotoğraf: Genossenschaft Kalkınma Atölyesi
Rapora göre Türkiye, Avrupa'da inşaat nedeniyle en fazla toprak kaybeden ülke konumunda. 2018–2024 döneminde inşaat nedeniyle kaybedilen arazi miktarı 1.860 kilometrekareye ulaşıyor. İstanbul'da ise 2006–2021 arasında 178 kilometrekare yeni geçirimsiz alan oluştu. Bu alan yaklaşık 36 bin futbol sahasına denk geliyor. Atlas, geçirimsiz yüzeylerdeki artış hızının nüfus artışının iki katına ulaştığını vurguluyor.
Toprak betonla kaplandığında yalnızca üretim dışı kalmıyor. Su toprağa sızamıyor. Sel riski artıyor. Kirleticiler yüzey akışıyla daha geniş alanlara taşınıyor.
Tarımda kimyasal yük: Gübre ve pestisitler
Toprak kirliliğinin önemli bir bölümü tarımsal faaliyetlerden kaynaklanıyor. Aşırı gübre kullanımı, toplam kirliliğin yüzde 11,5'ini oluşturuyor. Türkiye'de her yıl yaklaşık 2,3 milyon ton kimyasal gübre kullanılıyor. Atlas, gübrenin yanlış ürün, yanlış zaman ve yanlış dozda uygulanmasının toprağı asitleştirdiğini, tuzluluğu artırdığını ve ağır metal birikimine yol açtığını ortaya koyuyor.
Türkiye'de sulanan tarım alanlarının yüzde 32,5'i tuzluluk sorunu yaşıyor. Bu yaklaşık 1,5 milyon hektarlık bir alan anlamına geliyor. Yaklaşık 900 bin hektar tarım toprağı ise asidik özellikte. Özellikle Karadeniz Bölgesi'nde yoğun gübre kullanımı bu tabloyu ağırlaştırıyor. Tuzlu ve asidik topraklar, kirleticilerin bağlanmasını zorlaştırıyor ve kirliliği hızlandırıyor.
Pestisitler: Etki alanı dar değil, zincirleme
Türkiye'de her yıl yaklaşık 55 bin ton pestisit kullanılıyor. Atlas, pestisitleri miktarından çok etki alanı üzerinden ele alıyor. Bu maddeler toprakta uzun süre kalıyor. Suyla taşınıyor, canlı dokularda birikiyor.
Raporda biyolojik birikim örnekleri üzerinden pestisitlerin topraktan suya, sudan planktonlara, balıklara ve kuşlara nasıl taşındığı anlatılıyor. Bu zincirin sonunda insan yer alıyor. Pestisit kirliliği bu nedenle yalnızca tarımsal bir sorun olarak değerlendirilmiyor.
DDT: Yasaklandı ama silinmedi
Toprak Atlası 2025'te Diklorodifenil-Trikloroetan (DDT) örneği, pestisit kirliliğinin kalıcılığını göstermek için özel olarak ele alınıyor. Türkiye'de 1970'li yıllarda yasaklanan DDT'nin parçalanmış türevlerine, bugün hâlâ bazı bölgelerin topraklarında rastlanıyor. Bu tespit, akademik çalışmalar ve toprak analizlerine dayanıyor.
DDT gibi organoklorlu pestisitler toprakta kolay parçalanmıyor. Yağda çözünüyor. Besin zinciri boyunca yoğunluğu artıyor. Atlas, bu örnek üzerinden bugün kullanılan pestisitlerin de benzer kalıcılık ve birikim riskleri taşıdığı uyarısında bulunuyor. Toprak, kimyasal yükü hafızasında tutuyor.
Madencilik ve hayvancılık baskısı
Madencilik atıkları, toprak kirliliğinde yaklaşık yüzde 9'luk paya sahip. Rapora göre maden sahalarından yayılan ağır metaller çevredeki tarım alanlarına taşınabiliyor. Bu tür kirlilik yerel ancak uzun vadeli etkiler yaratıyor.
Hayvancılık atıkları ise yüzde 3,8'lik bir paya sahip. Atlas, özellikle yoğun hayvancılığın yapıldığı bölgelerde atıkların uygun biçimde yönetilmediğinde toprak ve su kirliliğine yol açtığını belirtiyor.
Kirlilik toprakta kalmıyor
Toprak Atlası'nın ulaştığı temel sonuçlardan biri şu: Toprak sağlıklıysa kirleticileri süzebiliyor. Ancak Türkiye'de topraktaki organik madde oranının yüzde 1'in altına düşmesi bu kapasiteyi büyük ölçüde ortadan kaldırmış durumda.

Aşırı ve ölçüsüz madencilik faaliyetleri Türkiye'de tarım arazilerinin yok olmasının sebeplerinden biriFotoğraf: SWR
Erozyon bu süreci hızlandırıyor. Türkiye'de her yıl yaklaşık 642 milyon ton toprak kaybediliyor. Ülke yüzeyinin yüzde 59'u erozyon riski altında. Kaybedilen toprağın yaklaşık 150 milyon tonu barajlara taşınıyor. Bu durum, tarım alanlarından kopan kirleticilerin su sistemlerine taşındığını gösteriyor. Türkiye'de yüksek çölleşme riski altındaki alanların oranı ise yüzde 25,5.
Topraktan sofraya, sofradan vücuda
Rapora göre hormon bozucu kimyasallar ve plastikler üzerinden taşınan kirleticiler çocuklarda dikkat eksikliği, erken ergenlik, obezite ve gelişim sorunlarıyla ilişkilendiriliyor. Yetişkinlerde ise tiroit bozuklukları, diyabet, kısırlık ve bazı kanser türleri öne çıkıyor.
Toprak kirliliği bu nedenle çevresel bir başlık olmaktan çıkıyor. Doğrudan bir halk sağlığı meselesine dönüşüyor.
Agroekoloji neden gündemde?
Toprak Atlası, bu tablo karşısında agroekolojiyi bir tercih değil, zorunlu bir yön değişikliği olarak ele alıyor. Agroekolojik uygulamalar kimyasal girdileri azaltıyor. Organik maddeyi artırıyor. Toprağın su tutma ve filtreleme kapasitesini güçlendiriyor.
Atlas, organik madde oranındaki her yüzde 1'lik artışın hektar başına yaklaşık 150 bin litre daha fazla su tutulmasını sağladığını vurguluyor. Bu, iklim krizi koşullarında kritik bir eşik. Ancak rapor, bu dönüşümün bireysel çabalarla değil, kamu politikalarıyla mümkün olacağını açıkça ifade ediyor.
Sonuç: Kirlilik birikiyor, toprak yoruluyor
Toprak Atlası 2025'in ortaya koyduğu tablo net. Türkiye'de toprak; atıklarla, kimyasallarla ve betonla kirleniyor. Bu kirlilik yavaş ilerliyor ama kalıcı. Denetim zayıf kaldıkça derinleşiyor.
Toprağı korumak, yalnızca çevreyi değil; gıdayı, sağlığı ve iklimle mücadeleyi birlikte korumak anlamına geliyor. Atlasın sorduğu soru açık: Türkiye bu birikimi durduracak politikaları hayata geçirecek mi, yoksa toprağın sessizce kirlenmesine razı mı olacak?