Trump’ın yeni küresel senaryosu: Venezuela’dan İran’a uzanan güç hattı
Venezuela krizi çoğu zaman basitçe “petrol” başlığıyla açıklanıyor. Ancak iş dünyası açısından asıl gerçek şu: Rezerv zenginliği ile ekonomik değer üretimi aynı şey değil. Bu yalnızca siyasi bir mesaj değil; küresel sermaye ve enerji şirketleri için de açık bir sinyal.
Venezuela krizi çoğu zaman basitçe “petrol” başlığıyla açıklanıyor. Ancak iş dünyası açısından asıl gerçek şu: Rezerv zenginliği ile ekonomik değer üretimi aynı şey değil. Bu yalnızca siyasi bir mesaj değil; küresel sermaye ve enerji şirketleri için de açık bir sinyal.
Son dönemde yaşananları tek tek, kopuk gelişmeler olarak okursak büyük resmi ıskalarız. Venezuela’da bir devlet başkanının saraydan alınarak ülke dışına çıkarılması, Kolombiya’ya yöneltilen açık müdahale tehditleri, Tahran’dan gelen yumuşak ve temkinli mesajlar, Miami’de Benjamin Netanyahu ile yapılan kritik görüşmeler… Bunların her biri aynı filmin farklı sahneleri.
Ortada tesadüfler zinciri değil, adım adım ilerleyen bir küresel güç senaryosu var. Bu nedenle artık mesele “olur mu?” sorusu değil. Asıl soru çok daha net: Ne zaman ve hangi biçimde?
Venezuela: Petrol var, üretim ve güven yok
Venezuela krizi çoğu zaman basitçe “petrol” başlığıyla açıklanıyor. Bu yanlış değil; yaklaşık 350–400 milyar varillik devasa bir rezervden söz ediyoruz. Ancak iş dünyası açısından asıl gerçek şu: Rezerv zenginliği ile ekonomik değer üretimi aynı şey değil.
1998’de 3,5 milyon varil/gün olan üretim bugün 750–850 bin varil/gün bandına sıkışmış durumda. Altyapı çökmüş, teknoloji eskimiş, insan kaynağı dağılmış. Bu kapasitenin yeniden ayağa kalkması için on milyarlarca dolarlık uzun vadeli yatırıma ihtiyaç var. Üstelik Venezuela petrolü ağır ve ekstra ağır nitelikte; bunu verimli biçimde işleyebilen rafineriler esas olarak ABD ve Çin’de.
Dolayısıyla mesele yalnızca “petrol zenginliğine el koymak” değil. Mesele, petrolün kim tarafından, hangi finansmanla ve hangi jeopolitik şemsiye altında kontrol edileceği.
Daha geniş çerçeve: Monroe doktrini yeniden sahada
Venezuela dosyasının arkasında Latin Amerika’da yeniden hatırlatılan Monroe Doktrini var: “Bu coğrafya benim etki alanım.”
Bu yalnızca siyasi bir mesaj değil; küresel sermaye ve enerji şirketleri için de açık bir sinyal. Petrolün yanı sıra Venezuela’da altın, bakır ve nadir toprak elementleri bulunuyor. Daha da önemlisi, ülke son yıllarda Çin ve Rusya nüfuzunun güçlü olduğu bir merkez hâline gelmişti.
Panama’da benzer bir yaklaşımı gördük. Şimdi Kolombiya’ya açık mesajlar veriliyor. Donald Trump’ın “sırada sen varsın” çıkışı, retorikten çok stratejik bir işaret fişeği niteliğinde.
Yönetim değişti, asıl kırılma hukukta
Nicolás Maduro yönetimi yolsuzluklar ve kötü ekonomi yönetimiyle anılıyordu. Rejim değişimi, Venezuela halkının önemli bir bölümü için sürpriz değildi. Ancak yaşananların biçimi, klasik bir iktidar değişiminin çok ötesine geçti. Görevdeki bir devlet başkanının askeri operasyonla alınıp New York’a götürülmesi, 2020 tarihli bir iddianameye dayanarak yargılanması ve bu aşağılayıcı görüntülerin Trump’ın kendi hesabından paylaşılması; egemenlik ve uluslararası hukukun fiilen askıya alındığı bir eşiği temsil ediyor. Bu sahneler, Latin Amerika’nın kolektif hafızasında olduğu kadar küresel yatırımcı hafızasında da uzun süre kalacaktır.