F1: Pistteki her milisaniye, liderlik ve yüksek performanslı organizasyonlar
Brad Pitt’in başrolündeki F1 filmi, sadece bir yarış hikâyesi değil; liderlik, takım kültürü ve küçük iyileştirmelerin büyük dönüşümler yaratma gücünü anlatan derin bir yolculuk. Sonny Hayes’in pistlere dönüşü, iş dünyasında da geçerli olan bir gerçeği hatırlatıyor: Şampiyonluklar büyük adımlarla değil, her gün yapılan yüzde 1’lik ilerlemelerle kazanılır.
Brad Pitt’in başrolündeki F1 filmi, sadece bir yarış hikâyesi değil; liderlik, takım kültürü ve küçük iyileştirmelerin büyük dönüşümler yaratma gücünü anlatan derin bir yolculuk. Sonny Hayes’in pistlere dönüşü, iş dünyasında da geçerli olan bir gerçeği hatırlatıyor: Şampiyonluklar büyük adımlarla değil, her gün yapılan yüzde 1’lik ilerlemelerle kazanılır.
Hafta sonu Brad Pitt'in başrolünde oynadığı yeni F1 filmini izledim . Okuduğum yorumlara, duyduklarıma ve izleyenlerin anlattıklarına dayanarak, biraz fikir sahibi idim ve ne beklediğimi biliyordum. Çünkü F1 izleme deneyimim vardı. Yıllar önce Shell Türkiye’de yönetici olduğum dönemde Avrupa Başkanlık Ödülü kazanmıştım ve ödülüm Budapeşte’de VIP locasında F1 izlemekti. 20 yıl sonra aynı heyecanı ekran karşısında bir kez daha yaşadım.
Peki, ne bekliyordum? Güzel çekimler, güçlü bir hikâye, etkili bir kahraman, performans üzerinde yükselen bir senaryo.
2025 yapımı F1 filminin merkezinde, hız, zafer ya da adrenalinle sınırlı olmayan çok daha derin bir hikâye var. Brad Pitt’in hayat verdiği Sonny Hayes, 30 yıl sonra Formula 1’e geri dönüyor şöhret için değil, hesaplaşmak için değil, rekabet gücünü kaybetmiş bir takımı yeniden ayağa kaldırmak için.
Para, şöhret, röportajlar... hepsi gürültü. Araba kullanıyorum çünkü araba kullanmayı seviyorum." Sonny Hayes
Gerçek performansın anlamının çoktan yitirdiği bir çağdayız. İşinin ehli olmak çoktan sözlüklerden çıktı. Sadece nesli tükenmekte olan gürültüden uzak yaşamayı seven, anlamın peşinde yolculuğunu sürdürenler işte o hala yorulmadan, bıkmadan, usanmadan her gün küçük iyileştirmeler ile mükemmelin peşini bırakmayanlar.
Yaptığım tüm çalışmalarda odaklanmayı ve tutkuyu merkeze alıyorum. Odaklanmadığımız ve enerjimizi aktarmadığımız, heyecan ve tutku duymadığımız hiçbir çalışma verim getirmez. Basit aksiyonları drama haline getirmeden, her anın değerini öncelikle fark ederek ve öngörüyü bir yetkinlik olarak kabul ederek, geliştirerek…
Ekranda gördüğümüz şey yalnızca bir yarış draması değil; liderlik, takım kültürü ve organizasyonel dönüşüm dünyasını yansıtan bir ayna. Bir var oluş hikayesi. Sadece kazanmak değil zamanın içinde var olmak. Filmin tekrar eden mesajı her milisaniyenin önemli olduğu sadece tur zamanıyla ilgili değil. Bu tema, sürdürülebilir mükemmelliğin nasıl inşa edildiğine dair güçlü bir metafor: mikro iyileştirmeler, yorulmak bilmeyen bir odak ve disiplinli koordinasyon.
Filmi izlerken zihnimde yönetim biliminin en etkili yaklaşımlarından biri canlandı: Marjinal Kazanımlar Yasası.
Marjinal kazanımlar: Yüzde 1 iyileştirmeler olağanüstü sonuçlar yarattığında
David Brailsford İngiliz Ulusal Bisiklet takımının başına getirildiği dönemde İngiliz profesyonel bisikletçiler 100 yıla varan karanlık bir dönemden geçmekteydiler. 1908 yılından bu yana, İngiliz sporcular Olimpiyat Oyunlarında sadece bir altın madalya kazanmışlardı ve son 110 yıldır bisikletin en büyük yarışı Tour de France’da hiçbir İngiliz bisikletçinin birinciliği yoktu. Durum o kadar vahimdi ki, İngiliz bisiklet üreticileri markalarını kötü etkileyeceğini düşündükleri için İngiliz milli takımına bisiklet satmayı reddediyorlardı. David Brailsford’un seçilme nedeni onun “marjinal kazanımların toplamı” adını verdiği yönetim stratejisinin bisiklet federasyonu yöneticilerinin çok ilgisini çekmeseydi. Brailsford bisikletçilerin antrenman tekniklerinden, beslenme şekillerine, bisikletlerin bakım süreçlerinden, nakil yöntemlerine, spor kafilesinin nerelerde konakladığından, konaklama sırasında kullanılacak yastıklara kadar her küçük detayda yapılacak küçük iyileştirmelerin, sonunda büyük bir kümülatif faydaya dönüşeceğine inanıyordu.